Pages

Ads 468x60px

Ağız Sağlığını Mahveden 6 Besin

Rahatça gülmenizi önleyen etkenler vardır ki buna ana sebep beslenme alışkanlıklarıdır. Ağzınızı açıp güzelce gülemezsiniz.

Soda, diyet içecekler, şekerleme, şekerli yiyecekler, enerji içecekleri dişleri yorar çürütür bozar. Bakteri asitlenerek diş minesini yapısını bozar. Bu besinlerden mümkün oldukça uzak durmanız önerilir.

Turunçgiller meyveleri. İçindeki C vitamini diş etindeki kolajen için sakıncalı olabilir. Bu da hem sağlığı bozar hem gülüşünüzü etkiler ağzınızı kapamak zorunda kalırsınız. İçeceklerde de C vitaminine dikkat edin.

Badem. E vitamini içerir sizi tok tutar ve sağlıklı bir besindir. Buraya kadar çok güzel ancak gülüşünüzü diş ve ağzınızı etkiliyor. Diş yapısını bozabiliyor soyulmuş kavrulmamış olandan az miktarda tüketin.

Salamura turşu ürünleri. Büyük bir lezzettir kalorisi boldur sandviçlerde bolca tüketilir. Ancak beyaz dişleriniz için ideal değildir. Onun yerine peyniri tercih edin.

Kuru meyveler, kahve ve fıstık ezmesi de az tüketilmesi gereken diğer dişleri bozan besinlerdendir.
Kaynak.7gunsaglik.com

Diş Ağrısını Yok etmek İçin Pratik Çözümler

Diş ağrısı başımıza gelen diğer ağrı türlerine göre oldukça şiddetli ve canımızı yakan bir ağrı türüdür.

Dişlerinizde çürük veya dolgu bulunuyorsa;
• Dişlerinizi Fırçalamanız gereklidir. Bazen kocaman diş ağrısına sebep olan şey diş arasına sıkışmış bir besin maddesi olabiliyor. Fırçalama işlemi sıkışan besini çıkartmaya yardımcı olur.

• Kürdanın üzerine kolonya damlatarak çürüğün bulunduğu bölgeye dokunarak çürük diş üzerindeki birikmiş besinleri almaya çalışın. Bu sayede diş ağrınızı hafifleyecektir.

• Ağzınızı tuzlu su veya elma sirkeli su yardımı ile gargara yapınız.

• 1 diş sarımsağı ezerek tamda çürük olan dişin üzerine yerleştirmek var olan diş ağrısını hafifletmek konusunda büyük fayda sağlar. Sarımsak bakteri yok edebilme özelliğine de sahiptir.

Dolgu veya kaplamaya sahip dişiniz ağrıyorsa;

• Ağrıyan dişlerinizi soğutmaya bakın. Bir buz yardımı veya soğuk su ila yapılan gargara diş ağrınızı hafifletebilir.
• Dişler dolgulu olduğu için dişin özüne inmek imkansız olduğundan ağrı kesici kullanarak diş ağrınızı hafifletebilirsiniz.
Kaynak.7gunsaglik.com

Dişleri Doğal Yoldan Beyazlatan Besinler

Çilek. Bu yaz meyvesindeki malik asit diş yüzeyini doğal yoldan beyazlatır. Diş lekelerini sararmasını önler ve giderir.

Badem ve ceviz. Plak oluşumunu önler ve diş yüzeyinde lekelenmeleri giderir. Sağlıklı yağlar, protein içerir inci gibi dişleriniz olur.
Soğan. Ağız kokusu yapsa da ağız ve diş sağlığı için çok önemlidir. Renklenmeleri önler ve giderir.
Elma. Yeşil elma diş dostudur. Diş etlerini güçlendirir çürüğü önler ve rengi açar.

Kabartma tozu veya karbonat diş macununda bu sebeple kullanılır diş rengini açar.
Havuç dişleri temizler ağzı ferahlatır dişleri beyazlatır.
Brokoli. Öğle yemeğinde çiğ veya haşlama brokoli hem sağlıklıdır hem diş dostudur. Doğal bir diş fırçası ve macunu gibidir.
Peynir. Nefesi kokutsa da diş dostudur. Portakal, su, armut, süt ve yoğurt da dişleri beyazlatır.
Kaynak.7gunsaglik.com

10 Kişilik Bozukluğu Hakkında Bilgiler

Ergenlikte görülmeye başlanan kişilik bozuklukları sıkıntı, keder, depresyon gibi dışavurumlarla ortaya çıkar.

Paranoid, şizoid, şizotipal, antisosyal, borderline, histriyonik, narsistik, obsesif kompulsif ve bağımlılık gibi türleri vardır.

Paranoid kişilik bozukluğu. Yaygın şekilde büyük güvensizlikleri vardır. Korkular, şüpheler sürekli diken üstünde olmak ana özelliğidir.

Şizoid kişilik bozukluğu. İçsel yaşamına dönen kişi dış dünyadan uzaklaşır. Sosyal duygu ve hareketlerinde soğuk ve duyarsızlaşabilir.

Şizotipal kişilik bozukluğu. Görünüm, davranış ve konuşmada tuhaflıklarla seyreder. Garip inançlar, büyüye meyil, şüphecilik, saplantılılık görülebilir.

Antisosyallik. Sosyal kurallara uyum yoktur ve toplumdan kaçma eğilimi vardır. İnsanlarla iletişim zordur. Sinirli, agresif ve düzensizdirler.

Borderline kişilik bozukluğu. Boşluk duygusu, terk edilme korkusu baskındır. Yoğun ve dengesiz tehlikeli ilişkileri göze çarpar.

Histriyonik kişilik bozukluğu. Başkalarının ilgi ve onayına bağlıdırlar. Öz değer duygusu eksiktir. Dikkat çekmek ister ve dramatize ederler.

Narsizm. Kendine olan aşk tek egemen kendini görmektir. Bencilliğe benzer. Kontrolsüz, hoşgörüsüz ve duyarsızdırlar.

Çekingenlik. Bağımlıdır, zevkleri yoktur, sosyal becerileri zayıftır. Eleştirilme korkusu, mahçup olma çekimserliği vardır.

Bağımlı kişilik bozukluğu. Dikkat ve ögvüen eksikliği birinin fikrine ve gücüne bağımlı hissetme gibi özellikleri vardır.

Obsesif kompulsif kişilik bozukluğu. Mükemmeliyetçi ve takıntılıdır. Temkinli, sert ve şüphecidir.
Kaynak.7gunsaglik.com

Olumsuz Annebaba Tutumları

Kisa Bilgi : Zaman zaman ebeveynler bu soruyu kendi kendilerine mutlaka sormuşlardır. Yani ‘bizim ailede böyle bir kimse yok. Allah aşkına bu çocuk kime benzedi? ‘ sorusunu.

Tabi bu soru ve endişe çocuk yaramazlık, tembellik, saldırganlık ve düzensizlik yaptığında sorulur. Olumlu davranışlar sergilediğinde sahiplenilen çocuk, maalesef diğer hallerde yalnız bırakılır. Ya sahip çıkılmaz ya da ailenin en sevilmedik ya da gereksiz olarak adı çıkmış şahsiyetine benzetilir. Hâlbuki çocuk terbiyesini öncelikle anne-babasından alır. Daha önce de dediğimiz gibi ilk öğretmen anne- baba, ilkokul ise çocuğun evidir. Geçen yazılarımızda; itici tutum ve yetkinci anne-baba tutumlarını işlemiştik. Bugün ise; otoriter (baskıcı) tutumu göreceğiz. Rabbimizden niyazımız zararın neresinden dönersek kâr oradadır hükmüyle hareket eden, basiret, hidayet, dirayet sahibi anne-babalardan olmayı yüce Mevlam hepimize nasip eylesin.

Otoriter Tutum
Çocukla tartışmadan, anlaşmadan, isteklerini dikkate almadan, anne-baba tarafından belirtilen kural ve emirlerin çok katı bir şekilde uygulanmasına ‘otoriter’ (baskıcı) tutum denir.

Otoriter anne-baba tutumunda korku kültürü hakimdir!
Bir araştırmada Doğulu ve Batılı öğrencilerin anne ve babalarının bir arada bulunduğu bir topluluğa şu soru sorulmuştur: ‘Çocuğunuzun girişimci ve özgüven sahibi olmasını mı istersiniz, yoksa itaatkâr ve sadık olmasını mı?’ Batı kültüründe yetişenler, çocuklarının girişimci ve özgüven sahibi olmasını istedikleri yönünde cevap vermişler. Doğu kültürüne sahip olanlarsa itaatkâr ve sadık çocukları tercih etmişlerdir. Bu araştırma kültürel kodlarımızla ilgili bir bilgi vermektedir:

İnsanlar neye önem veriyorlarsa çocuklarını farkında olmadan oraya yönlendiriyorlar. Çocuğun özgüven sahibi olması, girişimci olması aileler tarafından itaatkârlık ve sadakat aleyhine bir risk olarak düşünülebilir ama çocuğu ‘kuzu’  gibi yetiştirmek de doğru değildir. Çocuğu ancak ergenlik çağına gelinceye kadar kendimize bağlı tutabiliriz, daha sonra dış etkilere maruz kalması kaçınılmazdır. Çocuğun ilerleyebilmesi ve hayata atılabilmesi için riske girmesi, kendi kararlarını kendisinin vermesi, sorunlarını kendisinin çözmesi gereklidir. Çocuk bunları yapmazsa kendi kimliğini geliştiremez ve hayattan korkan, kaçan, her şeyi başkasına havale eden bir insan olur.

Baskıcı Aile Yaklaşımı
Çocuğun duygu ve düşüncelerini önemseme
1- İsteklerini mantıklı ya da mantıksız diye değerlendirme, dinleme; sürekli onu reddet.


2- Ona aşırı sert davran, korksun senden.

3- Cezalandır, gücünü görsün.
4- Sürekli her yaptığı işe karış, zaten sen olmasan hiçbir şey beceremez.
5- İnsafsızca eleştir onu; hiç iyi yanını görme, zaten var mı ki?
6- Toplum içinde utandır onu, gülünç duruma sok. Küçük düşür ki yaptıklarından ders alsın.

Otoriter anne-babalar, çocuğa sert, soğuk, asık suratlı ve kesin bir tavırla yaklaşırlar!
Bu tür davranışlar sergileyen anne-babalar çocuğa karşı hissettikleri sevgilerini, çocuk kendilerinin istediği gibi davrandığı zaman gösterirler. Çocuklarını şımaracağı endişesi ile uyurken severler. Çocukları ile etkileşimleri oldukça yetersiz ve serttir. Çocuğun duygularını, düşüncelerini ifade etmesine imkân vermezler. Çocuğu koymuş oldukları çok sayıdaki katı kurallara uyması için zorlarlar. Çocuktan kendilerine itaat etmesini ve emirlerini yerine getirmesini isterler. Çocuğun isteklerini ve beklentilerini dikkate almazlar. Eğitimde sık sık cezaya yer verirler. Çocuğun en ufak bir yaramazlığı ceza ile sonuçlanır. Bazı anne-babalar, çocuğu, dayak gibi fiziksel cezalarla, bazıları suçlama, ayıplama, utandırma gibi duygusal cezalarla, bazıları da sevdiği etkinliklerden alıkoyma gibi ayrıcalıklardan yoksunlaştırarak cezalandırırlar.

Otoriter anne-baba tutumunda, çocuk üzerinde aşırı baskı ve sıkı bir disiplin mevcuttur. Anne-baba, çocuğa ‘Kavga etmeyeceksin’, ‘İyi geçineceksin’, ‘Öyle yapmayacaksın’, ‘Neden öyle yaptın’ gibi sözlerle suçlayarak, emirler vererek susturmaya sindirmeye çalışırlar.

Baskıcı tutumda iki çocuk tipi ortaya çıkar;
Ya size baş kaldıracak…
1- Sinirli, asabi, saldırgan ve öfke patlamaları yaşayan,
2- Yardım duygusu ve merhametten uzak,
3- Başkalarına karşı (özelliklede kendinden zayıflara) düşmanca davranan,
4- Savunucu, suçunu kabul etmeyen ya da başkalarını suçlayan,
5- Yüzsüz,
6- Olumsuz ve itaatsiz yani otoriteye baş kaldıran,
7- Kendini kontrol edemeyen bir çocuk olur.

Ya da içine kapanık olacak…
1- Kendi duygu ve düşüncelerini ifade etmekten çekinen ve başkalarının isteklerine uymaya çalışan,
2- Kolayca ağlayan,
3- Duygusal kırıklıkları olan,
4- İçe dönük ve kapanık,
5- Pısırık,
6- Öz güven duygusu gelişmemiş,
7- Başkalarını memnun etmek için yaşayan, kendini hiçe sayan,
8- İstediğini söylemeye çekinen,
9- Utangaç ve sıkılgan,
10-  Suçluluk duyan,
11-  Sosyal aktivitelere katılamayan bir çocuk meydana gelmiş olur.Kaynak.7gunsaglik.com.tr

Şizofreni Nedir? Belirtileri, Nedenleri ve Tedavisi

Bölünmüş kişilik ve ruh hali olarak tanımlanabilir. Aklı başında olsa da zihni sürekli değişim yaşar.

Her 125 kişiden 1’ini etkileyen şizofreni kafanın içinde gidip gelen ruh hali değişimleridir. Ergenlikte veya 20’li yaşlarda ilk kez gelişmeye başlar. Bundan önce beyin ve zihin yapısı normal işlerken bir şeyler ters gitmeye başlar. Biyolojik faktörlerden anormal beyin yapısı da şizofreniye sebeptir. Beyin kimyasında değişiklikler, genetik faktörler, esrar ve madde kullanımı, toksik maddeler, psikolojik faktörler, duygusal travma erken kayıplar nedenleri olabilir. İlişkileri tamamen engellenebilir de toplum içinde yer alabilirler de. Anti psikotik tedavi uygulanır. Belirtiler ve yoğunluk giderilmeye çalışılır.

Bilinç odak merkezleri tutarlılığını koruyamaz. Bir şeyi sonuna kadar kendi doğrularıyla savunurken fark etmeden onu kötülemeye başlayabilir. Düşüncede kopukluk ve iletişimde kesintiler temel kusurlardır. Zihin devreleri yanmış gibi ara ara kesilir ve akıldakiler yok olur gider ve başka bir düşünce boyutuna geçilir. Aileye ve diğer yakınlara güven eksikliği yaşanır. Konsantre zorluğu çeker. Kendiniz zor ifade eder. Yersiz, tutarsız ve depresif kişilik öne çıkar. Dış uyaranlara ve sosyal çevreye karşı kendini geri çekme görülür. Özel yaşamlarında mutsuzluk ve utanç ile kızgınlık gibi negatif hisler ön plana çıkar. En iyi tedavi terapidir.
Kaynak.7gunsaglik.com

İshale Karşı Pirinç, Tuz ve Su

Türk yöntemleri bazen oldukça etkili oluyor. İshale karşı tuz, su ve pirinç tedavisi işe yarıyor..

Bir çay fincanı pirinç, iki çay fincanı su ve yarım tatlı kaşığı tuzun haşlanmasıyla hazırlanan pirinç lapası, Türkiye’deki annelerin ishale karşı kullandıkları etkili yöntemlerden biri. Türkiye’de hemen herkesin bildiği bu yöntemi, Alman uzmanlar da onayladı.

Berlin Charite Hastanesi Doğal Tedavi Merkezi uzmanlarından Dr. Miriam Ortiz, pirinç lapasının ishalde başarısı onaylanmış bir tedavi yöntemi olduğunu vurguladı. Ortiz, eczane dergisi "Bebek ve Aile"de yayımlanan makalede, "Pirinç haşlandığında ortaya çıkan yapışkan sıvı vücutta suyun tutulmasına yardımcı oluyor. Tuz ise ishal nedeniyle kaybedilen elektroliti vücuda geri kazandırıyor" açıklamasını yaptı.

Kaynak.7gunsaglik.com

Spina Bifida Hastalığı Nedir, Tedavisi Mümkün mü?

Prof. Dr. Tufan Tarcan çocukların bazılarında sırt kesesiyle doğumun olduğunu bildirdi. Spina bifidayı anlattı.

Üroloji Uzmanı Prof. Dr. Tufan Tarcan, spina bifida hastalığı ile doğan çocuklarda ciddi mesane problemleri olduğunu, tedavi edilmeme durumunda çocuğun böbrek fonksiyonlarını kaybedeceğini söyledi.

İdrar torbasını kontrol eden sinir sisteminde doğuştan veya sonradan oluşan bir hasar bedeniyle normal mesane fonksiyonunun kaybına nörojenik mesane adı veriliyor. Ağır nörolojik tablosu olan ve mesanenin (idrar torbası) düzgün çalışmaması nedeniyle böbreklerini kaybetme riski altında olan hastaların çok iyi takip ve tedavi edilmesi gerektiğini açıklayan Prof. Dr. Tufan Tarcan, “Nörojenik mesane, çocuklarda en sık spina bifida rahatsızlığı ile yetişkinlerde ise en sık omurilik travmaları, multiple skleroz, şeker hastalığı ya da Parkinson gibi hastalıklar sonucunda görülüyor. Tedavi edilmediğinde de böbrek yetmezliğine kadar giden problemlerle karşılaşılıyor” dedi.

OMURGADA KESE İLE DOĞUYORLAR

Spina bifida hastalığının doğuştan anne karnında omurganın hatalı gelişimi nedeniyle olduğunu ve çocuğun sırt bölgesinde bir kese ile doğduğunu ifade eden Prof. Dr. Tarcan, “Bu çocukların bir bölümünde hastalık nedeni ile belden aşağısı tutmuyor ve yürüyemiyorlar. Aileler daha çok yürüme sorunları üzerine odaklanırken hayati bir sorun olan mesane tedavileri göz ardı ediliyor. Çünkü spina bifidalı çocukların mesaneleri idrarı düzgün depolama ve boşaltma yeteneklerini kaybediyor, bu durum tedavi edilmez ise böbrek yetmezliğine kadar giden ve hayatı tehdit eden sorunlar ortaya çıkıyor. Nörojenik mesane ve buna bağlı böbrek problemleri yanında ek olarak barsak sorunları, hidrosefali ve kalp hastalıklarının da görüldüğü bu çocuklarda tıbbi bakım aileleri maddi, manevi gerçekten çok zorluyor “ şeklinde konuştu.

GEBELİKTE FOLİK ASİT KULLANIMI ÇOK ÖNEMLİ

Prof. Dr. Tarcan, “Hamilelikte folik asit kullanmayan ve akraba evliliği yapan kişilerin doğacak bebekleri spina pifida hastalığında büyük risk altındalar. Yaptığımız bir araştırmaya göre ülkemizde spina bifidalı çocuğu olan annelerden hamilelik sürecinde yalnızca 3’te 1’inin folik asit kullandığını tespit ettik. Folik asit kullanımının artmasıyla hastalığın görülme olasılığı azalıyor” dedi.

Prof. Dr. Tarcan sözlerine şöyle devam etti: “Bu hastalığın iyi bir ultrason takibi ile anne karnında teşhisi mümkün. Hastalıkla doğan çocuklarda doğar doğmaz ilk 48 saat içinde beyin cerrahisi tarafından omurga defektinin kapatılması ileride mesane ve böbrek etkilenmesinin derecesini azaltıyor. İlk cerrahi sonrası hemen mesane ve böbreklerin ürolojik değerlendirmesi yapılmalı. Ne yazık ki spina bifidalı çocuklarımızın küçük bir bölümü erken, doğru tedaviyi alabiliyor.”

Kaynak.7gunsaglik.com

Kadınlarda Anksiyete Kıskançlık ve Üzgünlük Sebebi

Kadınlarda orta yaştan itibaren anksiyete ve ona yakın ruhsal bozukluklar beraberinde kıskançlık hissi, olumsuz duygular düşünceler ve mod bozuklukları sebebi.

Alzheimer kadınlarda çok daha fazla görülen bir bilişsel sorun hemen hemen 6 kadından 1 inde görülüyor. 65 yaş üstü ise kritik potada. Erkeklerde bu oran daha düşük 11 de 1. Gothenburg Üniversitesi araştırmacılarına göre genetik faktörlü bu hastalık geçmişte yaşanan bir travma kalp ve kan hastalıklarından etkilenen bir hastalık.

Genler kadınlarda çok daha etkili. Yani ailede varsa kadınlarda olma olasılığı daha yüksek. Nevrotik ve ruhsal sorunları olan kadınlar ise Alzheimer ve tarzı hastalıklarda daha riskli. Nörotisizm potansiyeli bazı kişilerde daha yüksek ve bu kişiler beyinlerini daha zor yönetebildiğinden bu tip bilişsel hastalıklara daha kolay yakalanıyor. Atılganlık, çekingenlik, huysuzluk, enerjiklik, sosyal bozukluklar ve iletişim ile karakterize bir hastalık.
Kaynak.7gunsaglik.com

Bir Doz Antidepresan Beyni Değiştiriyor

Almanya beyin ve bilişsel hastalıklar bilimi merkezinden uzmanlara göre tek doz antidepresan alımı bile beyinde büyük değişimlere sebep oluyor.

Yaklaşık 10 yetişkinden 1 i antidepresan ilaç kullanıyor. Genelde bu ilaç kullanımı uzun süreli. Buna bağlı olarak Seçici serotonin geri alım inhibitörleri olarak kullanılan bu ilaçlar beyni kalıcı olarak etkiliyor. Prozac, Zoloft ve Lexapro en sık kullanılan türleridir. İlaçlar beyin bağlantılarını değiştirir ruh halini yönlendirir.

Bir madde üretimini artırarak ruh dengesini oturtur. Ancak insan beyninin işlevini bozabilir. 3 saat içinde beyin işlevlerinde değişimler görülmeye başlar. Beyindeki kan akışı ve oksijenlenme süresi ve akışı değişir. Ruh hali düzelirken beyin beden ilişkisi bozulur. Önemli sinyal kanalları tıkanabilir ve kişi denge kurmada güçlük çeker. Çoğu zaman boşlukta gibi hisseder ve akılla ilgili işleri aksar.
Kaynak.7gunsaglik.com

Çocuklara Oyuncak Seçimi Yaparken Bilinmesi

Çocuklarımıza oyuncak seçimi yaparken onların içerisinde bulunduğu yaş ve dönemi göz önüne alarak gelişimlerine katkı sağlayacak ve en iyi şekilde oynayabilecekleri türden oyuncakları tercih etmeliyiz.

Örneğin, beş aylık bir bebek pelüş ayıcıkla oynayabilir mi dersiniz? Tabiki de hayır. Ancak dokunup, ağzına götürme yoluyla tanımaya çalışır ve tüyleri ağzıyla çekerek yutmaya kalkışır. Yaşına uygun olmayan bu oyuncak, bebeğiniz için büyük tehlike arz etmektedir.

0 ila 2 yaş arasındaki çocukların beyin gelişimleri ve algı düzeyleri çok yüksek olduğu için beyin gelişimlerine katkı sağlayan, canlı renklerden oluşan hareketli, sesli ve uyarıcı özelliklere sahip oyuncaklar tercih edilmelidir.

2 yaşına ulaşmış çocuklar yeni yeni yürümeye başlamış çocuklar olduğu için sürekli ayakta ve yerinde durmayan özellikler sergileyeceklerdir. Bu yüzden oyuncak seçimi yaparken; hareket gerektiren top, Lego, 4 tekerlekli bisiklet ve araba gibi oyuncaklar alarak hareket etme isteğini yerine getirebilirken öğrenmesine de katkı sağlanabiliriz.

4 ila 5 yaşlarına gelmiş olan çocuklar için oyuncak seçimi yaparken bedensel, zihinsel, sosyal ve ruhsal yönden gelişimlerine fayda sağlayacak türden oyuncaklar tercih edilmelidir.

Okul öncesi dönem olarak adlandırılan bu yaşlar; çocuğu okula hazırlama yolunda oyunlar çok büyük öneme sahiptir.

Küçük motor kaslarını geliştirecek türden Kalem, defter, ayrıntılı Legolar, kesme, yapıştırma, puzzle gibi gelişimi destekleyen oyuncakların yanı sıra çocukların cinsiyetleri doğrultusunda doğru oyuncak seçimi yapılmalıdır.
Kaynak.7gunsaglik.com

Bel Fıtığı Tedavisinde Yeni Çözüm

Tedavi edilmeyen bel fıtığı, ilerleyen dönemlerde cinsel yaşamı olumsuz etkileyerek idrar ve büyük abdest kaçırmalarına yol açabiliyor.
Fizyorem Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Merkezi, Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Prof.Dr.Gülçin Gülşen “Bel ve boyun fıtığı tarifini, boynumuzdaki ve belimizdeki omurların arasında iki omurun birbirine sürtünerek aşınmaması için var olan yüzde seksen sıvıdan oluşan disklerin aşınarak omurlar arasında sıkışması ve taşması anlamına geldiğini söyledi.
Bu olağandışı durum sonrası bel ve boyunda ağrı oluşacağını belirten Gülşen “Söz konusu boyun fıtığı ise boyundan kollara giden sinirlere bası varsa kollarda uyuşukluk, karıncalanma, yanma şeklinde şikayetler olur. Bel fıtığı durumunda ise, bel hareketlerinde kısıtlılık, bel de güçsüzlük, bacaklarda güçsüzlük, uyuşmalar, karıncalanmalar ve kuvvetsizlikler başlar. Bel fıtığının tedavi edilmeyen ilerleyen dönemlerinde ise aşağıdaki sinirlere bası sonucu, idrar ve gaita problemleri ve hatta kişinin cinsel hayatını olumsuz etkileyen sonuçlar doğabilir.”dedi.

ÇOCUKLARIN DA SORUNU

Prof. Dr. Gülçin Gülşen “Günümüz çocuklarında erken yaşlarda bel ve boyun fıtıkları görülüyor. Eskiden çocuklar sokaklarda oynar, koşar, ağaca tırmanır, bisiklete binerdi. Dolayısıyla kas gelişimi vardı. Şimdi 3 yaşından itibaren bakıyoruz bilgisayar başında saatlerce oturan hareketsiz çocuklarımız var. Kasları gelişmiyor dolayısıyla. Ayrıca gerçek hayattan kopan bu çocuklarımız aynı zamanda mutsuz ve hareketsiz bir hayatın parçaları durumundalar.”şeklinde konuştu.

STRES FITIĞI ARTIRIR

Daha iyi konfora erişmek için beklentilerin sürekli arttığı modern hayatta stresle iç içe olduğumuz vurgusunu yapan Prof.Dr. Gülçin Gülşen “Stresin kas güçsüzlüğüne yol açtığını belirterek stres sonucu tıbbi olarak “kas spazmı” tabir edilen rahatsızlığı önlemek için mutlaka spor yapılmalı, kaslar güçlendirilmelidir. Bunun için de günlük yaşantıdan sporu eksik etmemek gerekir. İşimiz bir ofiste hareketsiz geçmekteyse, bel ağrılarımız varsa yaşam şeklimizde mutlaka spora, özellikle de yüzmeye yer vermeliyiz önerisinde bulundu.

AMELİYATSIZ TEDAVİ MÜMKÜN

Ameliyat korkusu nedeniyle hastaların tedaviyi ertelediklerine değinen Gülşen, günümüzde bilim ve teknolojinin el ele vererek fıtıkta ameliyatsız tedaviyi mümkün hale getirdiğini ifade etti

Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Prof.Dr.Gülçin Gülşen, DRX- 9000 Spinal Dekompresyon ile yeniden doku beslenmesinin sağlandığını, diskin organize olmasıyla tedavi sonrası tavsiye edilen egzersizleri düzenli şekilde uygulayan ve yaşam şekillerini buna göre değiştiren, günlük yaşamdaki hareketlerine dikkat eden hastalarda sorunun tekrarlaması ihtimalinin olmadığını belirtti..Kaynak.7gunsaglik.com

Vücut Geliştirme Takviyeleri Yararlı mı, Zararlı mı?

Tüketicilerin şiddetle önerdiği vücut kas geliştirici takviyeler aslında zarar mı veriyor?

Kas büyümesini uyaran maddeler içeren bu haplar besin takviyesi olarak harici kullanılıyor. ABD ilaç ve gıda yasaları bu duruma el koydu. Ülkemizde de bu takviyeler kullanılıyor. Kas geliştiren protein tozları bir örneği. Online perakende mağazaları , spor salonları ve mevcut vücut geliştirme mağazalarında satılıyor.

Bu ürünler potansiyel olarak zararlı sentetik steroidleri içeriyor. Kullanımı ABD’de acilen durduruldu ve yasaklı ürünler arasında anılmaya başlandı. Ciddi anlamda kitle imhası düşünülmekte çünkü sağlık zararları mevcut. 28 yaşındaki bir adam karaciğer yetmezliğini bu ilaçlar yüzünden yaşadı. Bu durum sabırları taşıran son damla oldu.

Anabolik steroidler içeren bu ürünler tüketiciler için gerçek bir risk. Ölümcül bile olabiliyor. FDA besin takviyeleri ve vitaminler gibi pazarlanan ürünlerin tüketicilere zarar oluşturmadığını sağlamaya kararlıdır. Anabolik steroidler ve steroid benzeri maddelerin kullanımı ile ilgili bilinen bir risk olan karaciğer yetmezliği son derece mühim bir sorundur.

Bu kas ve vücut geliştirici ürünler en azından bir sentetik anabolik steroid ihtiva etmektedir. Olası sağlık sorunlarını artık biliyorsunuz ve bu tür takviyeleri kullanmadan önce mutlaka doktorunuza başvurmanız gerekiyor. Gerisi size kalmış. Açıklanamayan yorgunluk, karın ve sırt ağrısı, renksiz idrar, kan yağı artışı, kalp krizi, inme, erkeksilik, meme büyüme, kısırlık, çocuklarda büyüme sorunlarına neden olmaktadır..Kaynak.7gunsaglik.com.tr,

Parmaklarda Çomaklaşma Nedir, Nedenleri ve Tedavisi

Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Serhat Fındık, bir tür ortopedik bozukluk olan parmak çomaklaşmasını açıklıyor..

Parmaklarınızda görülen değişimlerin özellikle tırnak kökü ile parmak ucu arasındaki bölümün genişleyerek şekil değiştirmesini dikkate alın. Pek çok hastalığın habercisi olabilir. Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Serhat Fındık, parmaklarda çomaklaşmayla kendini gösteren hastalıkları anlattı.

Parmaklarda çomaklaşma nedir?

Parmakların uç kesimlerinin, tırnak kökü ile parmak ucu arasındaki bölümün, genişleyerek ve bombeleşerek çomak şeklini almasına çomak parmak veya parmaklarda çomaklaşma adı verilir. Genellikle başparmaktan başlar ve diğer parmaklara yayılır. Sıklıkla her iki el parmakları tutulur. Bazen bununla birlikte ayak parmaklarında da çomaklaşma oluşabilir.

Hangi hastalıklarda daha sık görülür?

Çocuklarda doğumsal kalp hastalıkları (özellikle Fallot Tetralojisinde), erişkinlerde ise akciğer kanseri en sık nedenlerdir. Bunların dışında;

Akciğer apsesi, Bronşiektazi (bronşların yani hava yollarının genişlemesi ve harabiyeti), Ampiyem (akciğer zarları arasında iltihap birikimi), Akciğer fibrozisi (sertleşmesi), Ağır pnömoni (zatürre), Ağır kronik (uzun süreçli) tüberküloz (verem) gibi solunum sistemi hastalıklarında,

Kalp yetmezliği, Enfektif endokardit (kalp kapaklarının iltihabı) gibi kalp hastalıklarında, siroz, Ülseratif Kolit, Crohn gibi iltihaplı barsak hastalıklarında, akciğer ve/veya akciğer zarlarına metastaz (yayılım) yapan tüm organ veya doku kanserleri, Hodkgin hastalığı, Lenfoma, Tiroit kanserinde de parmaklarda çomaklaşma görülebilir.

Parmaklarda çomaklaşma her zaman bir hastalığın habercisi midir?

%1-3 oranında ailevidir yani diğer aile fertlerinde görülebilir ve bu durumda bir hastalık belirtisi değildir. Çomaklaşma sadece bir elde de görülebilir. Bu durumda parmaklarda çomaklaşmaya yol açabilecek hastalıklar değil; travma, el damarları veya sinirlerinin hastalığı olabileceği akla getirilmelidir.

Parmaklarında çomaklaşma fark eden kişi ne yapmalıdır?

Parmaklarda çomaklaşma pek çok önemli hastalığın en erken belirtisi olabileceğinden hiç vakit kaybetmeden göğüs hastalıkları uzmanına başvurulmalıdır. Böylelikle erken teşhis ve tedavi fırsatı kaçırılmamış olur..Kaynak.7gunsaglik.com

Sistit Nedir? Belirtileri Nelerdir?

Sistit:
İdrar yolu enfeksiyonu olarak tanımlanan sistit, her iki cinste görülme sıklığı dikkate alındığında bir bayan hastalığı olarak kabul edilmektedir.

Sistit Kimlerde Görülür:
-Yeni evli bayanlarda son derece sık görülür.
-Düzensiz cinsel ilişkide bulunan bireylerde,
-Vajinal bölgeye parfüm, krem, jel gibi kimyasal madde barındıran ürünler uygulayanlarda,
-Genital bölge temizliğine dikkat etmeyenlerde ya da temizliği uygularken uyulması gereken koşullara uymayanlarda,
-Gebelik dönemindeki bayanlarda,
-Menopoza yeni giren bayanlarda.

Sistit Belirtileri Nelerdir?
-Sık sık idrara çıkma isteği duyma,
-İdrar boşaltımını azar azar yapma, boşaltım sırasında ağrı ve sızı hissetme,
-Terleme ve hafif ateş,
-Çok nadir de olsa idrarda hafif kanama,
-Halsizlik,
-Cinsel ilişki esnasında ağrı,
-Bulantı ve kusma,

Tedavisi:
Tedavi son derece basittir. Doktor tarafından önerilen antibiyotik düzenli olarak kullanıldığında kısa sürede hasta normal yaşamına geri dönecektir.

Nelere Dikkat Edilmeli?
-Cinsel ilişkiden hemen sonra kısa süre içerisinde idrar boşaltımı yapılmalıdır.
Kaynak.7gunsaglik.com

Kadınlarda Pelvik Taban Fonskiyon Bozukluğu ve Tedavisi

Araştırmalara göre 3 kadından biri pelvik taban kaslarında işlev bozukluğu ve rahatsızlık yaşıyor.

Mesane ve bağırsak sorunları acı verici olabiliyor. Cerrahi ise bu belirtileri azaltmada ve sorunu çözmede etkili. Pelvik taban rehabilitasyonu bu sorunu aşmada oldukça etkili. Gelişmiş mesane kontolü, kabızlık ve pelvik ağrı gibi belirtileri iyileştiriyor. Kas gevşemesi ve güçlendirilmesi sağlanıyor. Mesane kontrolü kas güçlendirmesiyle sağlanınca idrar kaçırma gibi sorunlar bitiyor. Bağırsak, mesane ve idrar yolları sorunları önlenince cinsel yaşam da normale dönüyor.

Bu gibi pelvik taban sorunları cinselliği de engeller. İdrar kaçırma, dışkılama bozukluğu ve ağrılar sık görülür. Birkaç rehabilitasyon seansı ile sorun çözülebilir. Bu tedaviyle %80 oranında iyileşme elde edilir. Davranış modifikasyonu, biofeedback ve vajinal Elektrogalvanik hastalarla düzenli iletişim içerisinde uygulanarak tedavi ilerler. Vajinal doğum sonrası yırtılma ve zedelenme de bu sorunların nedeni olabilir. Utanmak ve boşvermek yerine hemen bir jinekoloğa görünmek olumlu sonuçlar verecektir.
Kaynak.7gunsaglik.com

Estetik Diş Hekimliği: Öncesi ve Sonrası

Herkes ağız ve diş güzelliğine önem verir. Gülüşünüzü güzelleştirmek sizin elinizde estetik diş hekimliği de bunun için var.

Porselen implant kron kaplamalar, diş beyazlatma, köprü ve diş eti şekillendirmesi tedavileri mevcut. Özel bir maddeyle diş rengi beyazlaştırılabilir. Kozmetik aydınlatıcı dental ürünler çatlak, sararmış, boşluklu dişlerde düzelticidir.

Dişlerin ön yüzeyini kaplama işlemleri de sıkça talep görüyor. Renk şekil boyut hasta ve doktorun kararlaştırdığı ve mümkün olabilen şekillerde uygulanır. Kaplamada genelde implant, porselen ve zirkonyum kullanılır.

Ortodonti tedavisinde genelde diş telleri kullanılır. Yamuk dişleri düzeltme tedavisidir. Sabit basınç dişlere uygulanır ve teller yavaşça dişlere uyum sağlar. Jel, şerit, macun gibi diş beyazlatıcı maddeler ile sararmış dişler güzel bir görünüm kazanır.

Sağlıklı diş ve diş eti olan kişilerde beyazlatma işlemi yapılabilir. Diş çürüğü nedeniyle diş kaybı, diş eti iltihabı, yaralanma durumlarında titanyum maddeden implant kaplamalar uygun görülür. Kalıcıdır ve kolay çıkarılabilir.

Çarpık diş düzensiz diş eti çizgisi düzenlemeleri de kron ve porselen kaplamalarla yapılır. Kozmetik diş hekimliği bunun için vardır. Birçok ayrıntı ve görünüm değerleri ayarlanır.Kaynak.7gunsaglik.com.tr,

Abilify Tabletten

Kullanımı:
Şizofreni: 10 veya 15 mg tek doz olarak zaman ne olursa olsun Abilify’ın yemek üzerine önerilen başlangıç dozu / gün ‘Roll. Idame dozu / gün 15 mg. Klinik çalışmalarda, 10-30 mg / gün etkili doz aralığında olduğu tahmin edildi. Bipolar Mani: Öğün günde tek doz, ilk doz genellikle 15 veya günde 30 mg olarak zamandan bağımsız olmalıdır. Gerekirse, doz ayarlaması az 24 saat içinde yapılmalıdır. Antimanik etkinliği (3-12 hafta) / gün dozunda bir dizi klinik çalışmalarda kanıtlanmıştır 15-30 mg. klinik araştırmaların güvenilirliğine ün 30 mg / gün doz değerlendirildi olmamıştır. Abilify’nın güvenliği ve etkinliği hastalarda 18 yaşından kurulmuş değil. CYP3A4 veya CYP2D6 inhibitörleri Aripiprazolün aynı zamanda durumunda güçlü bir bağlılık ile aripiprazol dozu normal doz yarı yarıya azaltılmalıdır. Kombine tedavi, aripiprazol dozu yeniden artırılmalıdır sona erdi. Güçlü bir CYP3A4 indükleyici tedavi aripiprazol eklendiğinde, aripiprazol dozu iki katına olmalıdır. CYP3A4 indükleyici kombinasyon tedavisi ile azaltılmalı aripiprazol dozu geri çekilir. CYP3A4 ve CYP2D6 enzim inhibitörleri, pek çok hastada aynı zamanda günlük doz azaltılmasını tedavi edilir dikkate alınmalıdır.

Endikasyonları:
Klinik düzelme akut şizofrenik atak tedavisinde devamı ve bakım tedavisi sırasında ortaya koymuştur. Akut manik bipolar bozukluk tedavisi işaret edilmiştir ilişkilidir.

Kontrendikasyonları:
Veya aripiprazol herhangi bir bileşenine karşı aşırı duyarlı olan hastalarda kontrendikedir bulunmaktadır.

Notlar:
birkaç hafta birkaç gün hastanın klinik durumuna artırabilirsiniz. Hastalar yakından bu süre içinde takip edilmelidir. psikotik bozukluklar intihar ihtimali gereken, tabii ki, ilaç tedavisinin yanı sıra, hastalar yakından izlenmektedir. Antipsikotiklerin uzun süreli tedaviden sonra, geç diskinezi riskini artırır çünkü işaret ve geç diskinezi doz azaltılması veya ilacın kesilmesi belirtileri olarak kabul edilir gördüğümde. Bu bulgular veya geçici olarak tedavinin kesilmesini takiben kötüleşebilir olabilir. Antipsikotikler, aripiprazol dahil, Nöroleptik Malign Sendrom (NMS) uygulanması, bir bulgu kompleksi denilen birlikte bazen ölümcül bildirilmiştir. NMS hiperpireksi kas gerginliği Klinik belirtiler, mental durum değişiklikleri ve otonomik instabilite bulguları (düzensiz nabız veya kan basıncı, taşikardi, aşırı terleme ve kalp ritim bozukluğu) bulunmaktadır. Fosfokinazda artış da (rabdomiyoliz) ve akut böbrek yetmezliği de kreatin fosfokinaz, miyoglobinüriye oluşabilir. Hasta işaret ve NMS belirtileri, NMSs geliştirmek veya ateş diğer klinik belirtileri olmadan, ilaç derhal kesilmelidir eğer. Nöbet bozukluğu ya da şartı nöbet ile ilişkili Tarihi, dikkatli hastalarda kullanılmalıdır. olası nedenleri ortostatik hipotansiyon ile aripiprazol konabilir olarak alfa1-adrenerjik reseptör antagonist aktivitesi. Aripiprazol kardiyovasküler hastalıklar (miyokard infarktüsü veya iskemik kalp hastalığı, tarih, kalp yetmezliği ya da iletim anormallikleri), serebrovasküler hastalık veya hipotansiyon koşullar (dehidrasyon, hipovolemi ve antihipertansif ilaç tedavisi) hastaların dikkatli kullanılması gerektiğini duyurdu yol açabilir. Aripiprazol, çekirdek vücut sıcaklığı yükselir, öyle ki yoğun egzersiz aşırı ısı, antikolinerjik etkisi, neden hangi-cekti su alımı veya maruz kalma bu hasta uygun bakım için bu reçeteler gerektiğini göstererek gibi koşulların kaldırılması ile eş zamanlı. antipsikotik ilaç kullanımı ve özofagus kanseri bağlantı çabası olmuştur dismotilitesi getirdi. Aspirasyon riski olan hastalarda dikkatle kullanılmalıdır. Atipik antipsikotiklerle tedavi, demansla psikoz ile ilişkili yaşlı hastalarda ölüm riski var. ölüm çeşitli nedenleri, kardiyovasküler ölüm, büyük bir kısmı (kalp yetmezliği, ani ölüm gibi) ya da (örneğin pnömoni) doğada enfeksiyon olarak kabul etmektedirler. Aripiprazol psikoz demansla kullanılan ilişkili olan hastaların tedavisinde. ölüm dahil psikozu olan yaşlı hastalarda Alzheimer hastalığı, serebrovasküler olaylar (ör. bağlamında inme, iskemik atak) geçici bildirilmiştir. istatistiksel olarak anlamlı bir doz-cevap ilişkisi olarak serebrovasküler olaylar hastalarda aripiprazol ile tedavi. Hiperglisemi ve diyabet hastalarında, bazı durumlarda bildirilmiştir, hiperglisemi ve ketoasidoz abartılı, hiperozmolar koma ve ölüm bildirilmiştir, dahil. Hiperglisemi nadiren bildirilmiştir. şizofreni yüksek ve genel popülasyonda diyabet görülme oranının artmasından olan hastalarda diyabet Amaç risk atipik antipsikotik kullanımı ve glikoz anomalileri vardır zor arasındaki ilişkiyi değerlendirmektir. hastalarda hiperglisemi atipik antipsikotik ilaçların yan etki riski tam olarak tahmin edilemez bağlantılı ile tedavi edilebilir. Atipik antipsikotikler ve diabetes mellitus düzenli hastalarda olası bir glisemik kontrol kötüleşmesine karşı başlayan tanısı takip edilmelidir oldu. açlık kan şekeri testi başında tedavisi periyodik sırasında diabetes mellitus (şeker hastalığı, aile öyküsü) ve hastalar tedaviye başlamadan atipik antipsikotik tedavi ve obezite gibi risk faktörleri yapılmalıdır. Bazı durumlarda, ilacın kesilmesi rağmen anti-diyabetik tedavisi hala olmalıdır. Gebelik kategorisi C.. İnsanlarda sınırlı deneyim göz önüne alındığında, gebelik yalnızca beklenen faydaların potansiyel risk ve daha fazla karşı kullanılması gereken esnasında fetus. anne sütüne Pass bilinmemektedir. Hastalar ne zaman emzirme aripiprazol arasındadır önlemek için talimat olmalıdır. Güvenilirlik ve 18 yaşın altındaki hastalarda etkinliği kanıtlanmamıştır. Hastalar, engel değil, dikkatli, karşı uyarılmalıdır, tehlikeli makine gibi kullanmak için araç aripiprazolün için.

Yan Etkiler:
Şizofreni hastalarının plasebo-kontrollü çalışmalarda yaptım, tedavi yan / yan etkiler görüldüğü gibi: yaygın (>% 10) Çok: baş ağrısı, uykusuzluk. Yaygın (>% 1 – % 10): bulantı, uyku hali, akatizi. Yaygın (>% 1 – % 0.1 <% 1): taşikardi, ortostatik hipotansiyon. Bilinen antipsikotik tedavi ile ilişkili olduğu ve aripiprazol nadir nöroleptik malign sendrom, geç diskinezi ve nöbet olgu bildirimleri arasında advers olay ile ilişkili olduğu bildirilmiştir mevcuttur. Çalışmada uzun vadeli bipolar mani Side / yan etkileri: Sinirlilik, tremor ve akatizi bildirdi. Piyasa Raporu Post / yan etkileri Yan bildirilmiştir: Çok nadir (<% 0.01), senkop, alanin aminotransferaz, artmış değerler aspartat aminotransferaz seviyeleri artar, GGT, artmış pankreatit, vücut ısısı, denge bozukluğu (hipotermi, ateş gibi), alerjik reaksiyon (veya . anafilaktik reaksiyon, anjiyoödem, kaşıntı ya da ürtiker), hiperglisemi, diabetes mellitus, kreatin fosfokinaz, rabdomiyoliz ve priapizm yükselmiş.

İlaç Etkileşimleri:
temel düşüncedir üzerinde SSS Aripiprazolün etkisi ne zaman santral etkileri dikkatle alkol veya diğer ilaçlarla birlikte alınmalıdır. Aripiprazol, bazı alfa1-adrenerjik reseptör antagonisti antihipertansif ilaçlar akvitesi etkisini artırmak için potansiyel var çünkü. Her ikisi de CYP3A4 ve CYP2D6 aripiprazol metabolizma sorumludur. CYP3A4 indükleyicileri (karbamazepin gibi) aripiprazol temizleme artış ve plazma düzeyinin düşmesine neden olabilir. CYP3A4 (örn ketokonazol) ve CYP2D6 (örn kinidin, fluoksetin, paroksetin) ve aripiprazol eleme inhibe plazma seviyeleri artabilir. Aripiprazolün ketokonazol ve uygulama, ve aripiprazol AUC% 63 aktif metaboliti ve% 77 artış ya da aripiprazol ile ketokonazol kullanılması gerektiğini ve ne zaman, aripiprazol dozu yarısı normal dozu azaltılmalıdır. Diğer güçlü CYP3A4 inhibitörleri (itrakonazol) benzer etkileri ve benzer doz azaltma göstermek için uygulanması gerektiğini bekleniyor, daha zayıf inhibitörler (eritromisin, greyfurt suyu) araştırılmıştır olmamıştır. CYP3A4 inhibitörü kombinasyon tedavisi, aripiprazol dozu çekilme tarafından artırılmalıdır. Uygulama sonucunda güçlü bir CYP2D6 inhibitörü kinidin ile aripiprazolün AUC% 112 artmıştır ama 35% dehidro-aripiprazolün UBB aktif metaboliti döndü. Zaman uygulanması ve aripiprazol, aripiprazol dozu yarısı normal doz azaltılmalı ile kinidin. paroksetin ve CYP2D6 Fluoksatin inhibitörlerininde gibi diğer güçlü, benzer etkiler ve benzer doz azaltılması göstermelidir uygulanmalıdır beklenebilir. CYP2D6 inhibitörü kombinasyon tedavisi, aripiprazol dozu çekilme tarafından artırılmalıdır. Sonuç olarak güçlü bir CYP3A4 indükleyici karbamazepin ile verilen aripiprazolün ve aktif metaboliti Cmax ve AUC dehidro-aripiprazolün yaklaşık% 70 azalmıştır değerler. Karbamazepin iki kat olmalıdır doz aripiprazol yükselmiştir eklenir. Daha fazla doz tırmanması klinik değerlendirme dayalı yapılmalıdır. karbamazepin ile kombine tedavi, para çekme işlemi esnasında aripiprazol dozu azaltılmalıdır.

Kaynak.7gunsaglik.com.tr

Fiziksel Ve Duygusal Açlık Nedir?

Hangisini besliyorsunuz? Egolarınızı mı, yoksa bedeninizi mi? yaşadığınız fiziksel bir açlık mı, yoksa duygusal açlık mı? Metabolizma, yemek yeme ve acıkma üzerine yapılan araştırmalar, insanların sadece fiziksel olarak açlık hissettiklerinde değil, duygusal sorunlarının etkisiyle, açlık hissetmeden yemek yediklerini gösteriyor. Aslına bakarsanız bu da bize çocukluğumuzda öğretilen ve bilinçaltımıza işlenen bazı yemek yeme alışkanlıklarına bağlanıyor. Hepimiz çocuğu zaman ağlayan, huzursuzlanan bebeklerimize aç olmadıkları halde seveceği yemeklerden uzatıp yatıştırmaya çalışıyoruz ya da çok bilindik bir tablo ise, çocuk yere düştüğünde ağlamaya başlar ve ona bir adet şeker uzatılır. Böylelikle aslında, acı çeken çocuğa, acısını unutturmak için hiçbir çocuğun hayır diyemeyeceği bir ödül sunmuş oluyoruz. Zaman içinde her acı çektiğimizde bizi avutması ve geçici serotonin salgısını artıran besinlere yöneliyoruz. Egolarımız şişiyor ama gereksiz kalori aldığımız içinde zamanla kilo sorunu yaşamaya başlıyoruz.

Duygusal yeme konusunda yapılan araştırmalarda deneklerin açlık hissini karıştırdıkları, gerçekten aç olup olmadıklarını saptayamadıkları anlaşılmış. Yemek yemelerine, mideleri tıka basa dolu olmasına rağmen, 15 dakika sonra tekrar yeni bir besine yönelmişler. Yaşanılan stres, duygusal sorunlar, öfkelerimiz, yalnızlık ve ya can sıkıntısı gibi durumlar bizi duygusal açlık sınıfına sokuyor. Çoğu zaman çocukluğumuzda bize öğretildiği gibi, çikolata, şeker, fast food, cips yani kana çok çabuk karışan ve etki eden, aşırı tuzlu, şekerli ve yağlı besinlere yöneliyoruz.


Duygusal açlık çeken denekler besinleri saldırırcasına tüketiyorlar,sürekli açlık hissi yaşıyorlar, alternatif yiyeceklere bakmadan, beyninde odaklandığı yiyeceğin hepsini tüketme davranışı gösteriyorlar.

Eğer sizde nasıl bir açlık çektiğinizi anlayamıyorsanız, fiziksel ve duygusal açlığın ayrıntılarına bir göz atmanızı öneriyoruz.

Fiziksel olarak aç olduğunuzda, halsizlik ve mide gurultusu hissedersiniz. Bazen kan şekerinizde oynamalar oluşur ve baş ağrısı başlar. Ama sabrınız ve sükûnetiniz yerindedir ve o sırada bir meyve ya da sebze yemeği bile doymanız için yeterlidir. Yemeğinize saldırmaz, tokluk hissi yaşar yaşamaz yemeğe son veririsiniz.

Duygusal tipi açlıkta yukarıda da bahsettiğimiz üzere, özellikle serotonin salgılamanıza yardımcı, kana çabuk karışan ve özellikle şekerli, tuzlu ve yağlı gıdaları tüketme hissi yaşarsınız. Yemenin sonu gelmez, ağzınız hiç boş kalmaz, sürekli atıştırır ve ya sürekli aklınız yemekte olur.

Bu tarz bir açlık olgusu içinde olduğunuzu düşünüyorsanız, uzmanlar, duygusal sorunlarınızın temeline inerek, çözüm yolları aramanızı öneriyorlar. Hepimiz yaşadığımız hayatta zaman zaman tartışmalar, stresler ya da can sıkıntısı içine girebiliyoruz, bu tarz zamanlarda yemeğe değil, başka alternatif uğraşılara, sorunumuzu unutturacak başka eylemlere yönelmemiz gerekiyor. İllaki mutluluk hormonumu devreye sokmalıyım diyorsanız, duygusal açlığı yenmek için şeker ya da diğer fazla kalorili besinler yerine spor yapmanızı tavsiye ediyoruz.

Kaynak.7gunsaglik.com.tr

Daha Sağlıklı Gözler İçin Öneriler

Bilgisayar kullanırken tüm gününüz onun başında geçiyorsa gözleriniz de sağlığını kaybedecektir.

20’şer dakikalık aralarla mola vermeye çalışın. Çok yakından bakmak yerine ekranla aranızda belli bir mesafe olsun. Göz kuruluğu ve yorgunluğu gibi sorunlar bundan kaynaklanır. 20 dakikada bir mola verin kısa da sürse başka bir yere bakmaya çalışın. Ekran filtresi de ışığı kesmek için kullanılabilir.

Dışarıda güneş gözlüğünüzü kullanın. UV ışınları gözlere zarar verir. Katarakt, kornea yırtılması, göz kapağı kanseri, görme sorunlarına yol açar. Kapalı havalarda bile gözlük kullanın. Ayrıca numaralı gözlüğünüz varsa çıkarmamaya çalışın.

Kalp ve göz sağlığı için doğru beslenin. Dolaşıma yardımcı gıdalar, turunçgiller, koyu yeşil yapraklı sebzeler, tam tahıllar, çinko, fasulye, bezelye, yer fıstığı, istiridye, yağsız kırmızı et, kümes hayvanları, havuç gibi renkli sebzeler, meyveler, beta karoten içeren besinler tüketilmelidir.

İlaçların etiketlerini okumadan içmeyin. Gözlere karşı yan etkileri olabilir. Gözde kuruluk, sulanma, çift görme, ışığa hassasiyet gibi yan etkileri olabilir.
Göz makyajına dikkat. Eski kozmetik ürünlerini atın, yenileri düzenli olarak temizleyin.

Sigara ve alkolden uzak durun.
Düzenli olarak göz muayenesine gidin. Erken teşhis ile tedavi daha mümkündür. Kaynak.,

Yüksek Tansiyon Belirtileri, Nedenleri, Tedavileri

Yüksek kan basıncı veya hipertansiyon yüksek basınç arterlerde gerginlik anlamına gelir. Arterler tüm doku ve organlara kan taşıyan damarlardır. Gerilim ve stres kan basıncını artırır.


Normal kan basıncı 120/80 altında, 139/89 a kadarki kan basıncı hipertansiyon, 140/90 üzeri yüksek kan basıncıdır. Yüksek tansiyon tanısının erken konulması önemlidir. Diğer hastalılara yol açabilir.

Kalp hastalığı, böbrek hastalığı, damar sorunları, göz sertliği, beyin hasarı gibi. Yüksek tansiyon günümüzde hâlâ beyin damarlarındaki tıkanıklık ve kanamalar açısından başlıca risk faktörüdür.

Günümüzde fazla yan etkisi olmayan, buna karşılık son derece etkili ilaçlar vardır. Son yıllarda bu tedaviler sonucunda kan basıncının düşürülmesiyle kalp ve damar hastalıklarına yakalanma ve bu hastalıklardan ölme oranının belirgin ölçüde azaldığı kanıtlanmıştr. yüksek tansiyon hâlâ ölüme neden olabilmektedir.

Bunun nedeni bazen hastanın ihmalkarlığı nedeniyle hekim kontrolünden geçmemesidir. Tanı konması için kan basıncı 20 dakika dinlenmenin ardından ölçülmelidir; birbirinden farklı zamanlarda yapılan üç ayrı ölçümde de kan basıncı yüksek çıkıyorsa yüksek tansiyon tanısı konabilir.

Sigaradan, aşırı kilodan, kendini yormadan, gerilim ve stresten uzak durulmalıdır.

Kaynak.7gunsaglik.com.tr

Diş Bakımı Önerileri – Diş Problemleri ve Çareleri

Diş yapısını bir yumurta gibi düşünün. Dış kabuğu sağlam gibi görünür ama içi yumuşak ve kırılgandır.


Diş tabakası sert bir madde olmasına rağmen hassas bir yapıdadır. Isırma, çiğneme ile çatırdar ama iyi bir diş bakımı ile korunması mümkündür. Diş minesi altında diş rengini daha açık veya koyu göstermeye yarayan katmanlar bulunur. Diş rengi doğal haliyle beyazdır ama bazı etkenlerle renk değişebilir.

Zamanla kahve, çay, şarap, sigara ve diğer maddeler bu pis sarı veya gri lekelere neden olur. Diş çürümeleri besin artıklarının bakteriye dönüşmesiyle ve fırçalanmamasıyla yerleşir. Tatlı ve nişastalı gıdalar bazen de sıcaklık etkisiyle çürükler başlar. Bakteriler diş eti iltihabına da neden olur.

Diş erozyonu ve lekelerinin bir nedeni de şarap tüketmektir. Zararlı asitlenmeye neden olabilir. Kusma ve reflü gibi sindirim sorunları da yemek borusu ve ağızla ilgili olduğundan dişlere zarar verir. Mide asidi diş minesini aşındırır. Ağız ve dişleri kesinlikle açacak olarak kullanmayın.

Dişleri dökmeye ve bozmaya neden olur. Çocuklar çok fazla asitli ve gazlı şeyler tüketmeye meyillidir onları bunlardan uzak tutun. Yumuşak bir diş fırçası ile siz ve çocuklarınız düzenli olarak dişlerinizi fırçalayın. Asitleri nötralize etmek için yemekten sonra bir parça süt veya peynir tüketmek yardımcı olacaktır.

Şekersiz sakız çiğneyin, tükürük salgısını düzenler. Kürdan değil, diş ipi kullanın. Dişleri yavaşça fırçalayın. Beyazlatma ürünlerini sık kullanmayın. Diş hekimine düzenli kontrole gidin.Kaynak.7gunsaglik.com.tr

Boyalı Saçlar İçin Bakım Tavsiyeleri

Saçınız için en iyi şampuanı seçin ve kullanın. Her şampuan bakım sağlamaz. Boyalı saçların rengini ve canlılığını solduran sülfat içerikli ürünlerden uzak durun.


Su, hem iyidir hem kötüdür. Sıcak su saçlardaki rengi daha hızlı soldurur. Saçlarınızın boyasını korumak için ılık suyla yıkayın. Yüzmede klorlanmaya dikkat edin ve bone takın. Havuzdan çıkınca ıslak saçlarla durmayın hemen temizleyin. Boyalı saçlar ekstra neme ihtiyaç duyacaktır.

Evde avokado, badem yağı ve E vitamini yağını karıştırın. Saçı yıkayıp bu maskeyi sürün. Bir streçle sarıp 10 dakika bekletin. Bunun hazır serumları da mevcut. Güçlü güneş ışığından saçlarınızı koruyun. Rengi donuklaştırır cansız bırakır ve kırılgan yapar.

Güneşte çıkmamaya çalışın veya şapka takın. Mat saçlarla yetinmeyin ekstra parlaklık edinin. Saçlardaki birikmiş maddeleri temizleyip iyice detoks bakımı yapın. Rengi parlasın saçlar canlansın.

Ani randevular söz konusuysa ısıtıcı ve şekillendirici alet ve ürünler yerine bir toka, bir kalem ile hızlıca gevşek bir model yapın. Kimyasal perma gibi işlemlerden kaçının. Yanlış tedaviler de saçların kırılmasına ve boyasının çözülmesine neden olacaktır. Kaynak.7gunsaglik.com.tr,

10 Dakikada 10 Güzellik Önerisi


Geç uyandınız ve hemen hazır olmanız gerekiyor. İşte kısa sürede güzelleşme önerileri.

bronzlaştırıcı bir fondöten veya allığınız mutlaka olmalı. Toz bir bronz allık sizi kurtarır. Tüm yüze sürün ve elmacık kemiklerine yoğun geçin. Göz kapakları ve kaşlara da sürün. Canlı renk tonları ile hızlı makyaj yaparken daha kötü hatalar göze batacaktır. Bu nedenle sıkışık zamanlarda silik tonları seçin.

Mavi, gri, kahve gibi. Doğal renklere cildiniz de ısınır. Rimel, yüzünüzü aydınlatır ve anlam katar. Hızlı uygulanması kötü gösterir. Bunun yerine kirpik kıvırıcı veya bu seferlik takma kirpik deneyebilirsiniz. Renkli oje yerine yine silik tonlarda oje kullanmak manikür hatalarını kapatır.

Her sabah saçlarınızı yıkayıp kurutmak zaman alıyor. Sadece alın kenarı ve üstündeki tutamı parlak ve terden arınmış göstermeniz de yeter. Bu kısma odaklanın. Deodorant sıkıp hemen giyinmek elbisede iz yapıyor ve vaktiniz yok.

Bu bölgeye bir şey yapıştırıp elbisenizi kolayca giyin. Hem krem hem saçları aynı anda fön makinesiyle kurutun. Saçınızı parmaklarınızla hacimlendirin. Salisilik asitli bir temizleyici ile yüzünüzü temizleyin. Bunun yanında iyi beslenin, iyi uyuyun ve gerekirse cilt doktoruna görünün.Kaynak.7gunsaglik.com.tr,

Saç Dökülmeleri İle Başa Çıkma

En önemli anlarınızda bile sizi utandırmayı başaran saç dökülmeleri artık fazla oluyorsa nedenlerini ve çarelerini bilmenin zamanı gelmiştir.

Önce saç telleri zayıflayıp incelmeye sonra da seyrelmeye aşırı biçimde dökülmeye başlar. Kadınlar da saçlarının yarısını kaybedebilir. Tararken tarakta kalan saç telleri, omzunuza düşen saç tomarı sizi şaşırtabilir. Saç kaybı sorunları erkeklerde görülse de kadınlarda da bir o kadar yaygındır.

Bazı kadınlar saç toplama hileleri ile bu açıkları kapatmaya çalışır. Bu sorunun nedeni genler de değil. Bir ailede kelliğin olması çocuklarda da olacağı anlamına gelmiyor. 99 yaşında bir insanın da hala gür saçları olabilir. Bazı saç dökülmesi nedenleri, stres, kemoterapi gibi kanser tedavileri, az çalışan tiroidler, kilo artışı, menopoz ve 50 yaş üzerinde olmak gibi hormonal durumlar ana sebepleridir.

Tiroid fonksiyon bozukluğu olan kişilerde çeşitli sıkıntılar yaşanabilir. Uzman bir dermatolog ile görüşüp sorunun kaynağını bulmak ve çözüme gitmek en doğrusu olacaktır. Kellik ilaçları ile saç nakli tedavi şekilleri olarak düşünülebilir. Biyotin tedavisi ile saç kökleri güçlendirilebilir. Saç telleri dolgunlaştırılır ve B vitamini takviyesi verilebilir. Topikal melatonin ürünleri de önerilebilir. 3 ay sonra tedavinin etkileri görülmeye başlanır.

En Büyük Cilt Sorunları ve Çözümleri

Kimse cilt sorunlarına katlanmak istemez. Kurumuş pul pul dökülen bir cilt, geniş gözenekler, sızıntılar, hormonal çatlamalar, lekeler ve koyu halkalar istenmeyen durumlardır.

Aşınma ve yıpranmalardan korunmak mümkün. Cildin elastikiyeti kaybolduğunda güneşe maruz kaldığında yaşlanma sigara alkol ve kötü beslenme gibi nedenlerle cilt yaşlanır. Cilt söz konusu ise her zaman sorun genetik değildir. Meyan kökü, retinol ve kojik asit gibi doğal malzemelerle kendi reçetenizi oluşturun ve cildinizi besleyin.

Uyarıcı kolajen ürünler C vitaminiyle cildi besler deriyi parlatır. Solmaya başlayan cildimiz canlanır. Nemlendirici jel veya kremlerle de nemini koruyun. Sıcak kurak anlarda cilt kurur bunun için bol su için ve nemlendirmeyi unutmayın. Deride kaşıntı kızarıklık kanama varsa doktorunuz hyaluronik asit, kortizon ya da antibiyotik krem önerebilir.

Koyu halkalar aşırı güneş alerji ve kalıtım kaynaklıdır. Kafeinli ürünleri fazla tüketmeyin. Kırışmalar için dolgu enjekte edilebilir. Lazer dolgular yaklaşık 750 dolar civarıdır 6 aylık uygulaması vardır. Hormonlar, egzersiz eksikliği, aşırı peeling ve gebelik ciltte akneye neden olur.

Yağlı deri hücrelerinde akne oluşur. Gözenekler tıkanır bakteriler büyür. Cildi temiz tutun. Benzoil peroksit ürünlerini kullanın. Yağlanma için T bölgenize yağ emici uygun ürünlerle bakım yapın. Kaynak.7gunsaglik.com.tr,

Yaz Sohbetleri, Canan Karatay, 7 Temmuz 2014 Video


Dogal Yaşam Alternatif Tedavi .Yaz Sohbetleri, Canan Karatay, 7 Temmuz 2014 Video

Depremin Ruh Sağlığına Etkileri

Büyük Marmara Depreminin üzerinden bir yıl geçmiş bulunmakta. O gece İstanbul’ da olanlarda olmayanlarda, ertesi geceler ev dışında kalan ya da kalmayanlar da ne koşullarda olursa olsunlar zor günler yaşadılar ve yasamaktalar.

Tabii ki depremde ailesi ya da yakınlarını kaybedenler, islerini, evlerini kaybedenler bu durumu diğer kişilerden çok daha yoğun olarak yasadılar. Bu satırların yazarının aile büyüklerinin tümünün Yalova’da yasıyor olması ve Yalova’nın çaresizliğine ve hüznüne şahit olması, bir turlu bu yazıya daha önce başlayamamasına yol açmıştır.

Modern , konforlu ve pahalı binaların domino taşları gibi birbirinin üzerine yığılması, o unutulması olanaksız koku, çadırlarda oturan insanlar, yardim kuyruklarında toplanan çok sayıda kişinin görüntüleri ve çaresizlik, tükenmişlik, gözlerdeki korku ifadeleri, sinir krizleri , siren sesleri …

Unutulacak şeyler değiller.

Depremden hemen sonra Avcılar / İstanbul deprem bölgesinde İstanbul Sağlık Müdürlüğü’nün deprem sonrası görülen psikiyatrik sorunların çözümüne yönelik oluşturduğu iki ayrı merkezde dört psikiyatrisi , bir hemşire ve bir personel ile ücretsiz hizmet vermeye başladık. Mart 2000 itibariyle tek merkezde ama bu kez toplam iki psikiyatrisi (Uz. Dr. Bahadır Bakim ve Uz. Dr. Mustafa Güveli) olarak çalışmaya devam ettik. Size yaklaşık bir yıldır suren ve büyük olasılıkla bir yıl daha sürecek olan çalışmalarımızdan edindiğim bir takım düşüncelerimi ve gördüklerimi aktarmaya çalışacağım.

Kişiler depremi takiben ilk olarak çocuklarının yanına koşmuşlardı. Ancak bu onların yanlarına gidiş sekli o denli kendini kaybetmişçesine olmuştu ki, çığlıklar atarak,yoğun korku ile dolu bir şekilde olmuş, çocuklar depremin kendisinden çok, ailelerinin bu aşırı tepkileri ile olaydan etkilenmişlerdi. Kimisi o an kıyametin koptuğunu zannetmişti. Bazı kişiler o an donup, kalmış, ne konuşabilmiş, ne de herhangi bir eylemde bulunabilmişlerdi. Çoğu kişi en yakın akrabalarının yanına koşup, onların sağlık haberlerini almak için zamanla yarışmışlardı. Bayılanlar ve sinir krizleri geçirenler oldu. İnsanlar enkaz çalışmalarına katılamamanın , yakınları olup de sağ kalanlar ise yasadıkları için suçluluk duyguları içine girdiler. Bazı kişiler bu afetin isledikleri günahlar ve kotu alışkanlıkları nedeniyle kendi baslarına geldiği düşüncesi içindeydiler. Bazı kişiler o anda ne yaptıklarını daha sonra hatırlamıyorlardı. Yattıkları odalara, evlerine hatta kimisi İstanbul il sınırlarına girerken bile yoğun gerilim yasadılar. Bu nedenle geçici bir sure şehri terlettiler. Ancak bu onların rahatsızlıklarını dindiremedi. Çünkü olayı de kafalarında götürmüşlerdi, doğal olarak. Gece rüyalarında yasadılar, en ufak sesten irkildiler. Olay gözleri önünden gitmedi. TV yi seyrederken sanki depremi en canlı hali ile tekrar yasıyor hissettiler. Bu nedenle kişiler haberlerden ve deprem konuşmalarından kaçındılar. Enkazlı yerlerden geçmemek için yollarını değiştirdiler, oralara bakmamaya çalıştılar. Dikkatleri dağıldı, dalgınlık, kendine ise verememe gözlendi. Deprem olmasa bile sallanıyor hissettiler. Bazıları evlerine sallanan şeyler astı, gözleri hep avizelerdeydi. Uykuları bozuldu, çoğu, depremin olduğu saat olan gece 03 e dek uyuyamadı. Anne ve babalar dönüşümlü olarak geceleri nöbet tuttu. Annelerdeki en büyük kaygı, kendilerinden çok çocuklarına bir şey olacağı yönündeydi. Her gece deprem kabusları ve uykuda sıçramalarla uyandı. Eskiden zevk aldıkları şeylere bile ilgisiz kaldılar,hayattan beklentileri kalmadı ve her şey birden anlamsız ve bos geldi. Geleceğe yönelik plan yapmaz oldular. İçlerine kapandılar. Ağlamak isteyip ağlayamadılar. Kısaca robot gibi hissiz ve hareketsiz kaldılar belli bir sure. Bu donem psikiyatride akut stres bozukluğu olarak adlandırılır ve suresi 1 aya dek uzayabilir. Bu donemi takiben bazı kişilerde yakınmalar daha da uzadı.

Kişiler yoğun bir çaresizlik, korku içine girmişlerdi. Depremle ilgili her söylenene inanıyor, hatta bazıları deprem otoritesi konumundaki jeolog ve diğer bilim adamlarına karsı kızgın bir tavır aldılar. Bunlardan bir kısmı seviliyor , bir kısmi sevilmiyor konuma geldiler.

Söyledikleri olumlu ya da olumsuz şeyler bunda etkili olmuştu. Çocuklar oyunlarında kurtarma timi rollerini üstlendi, çizdikleri resimler yıkıntıları, çadırları konu alıyor ve önceden çizdikleri renkli resimler , yerlerini daha soluk renklerle yapılmış daha özensiz çizimlere bırakıyordu. Çocuklar daha kavgacı, daha ürkek oldular. Tek baslarına yatamamaya, kekelemeye, idrar kaçırmaya, karanlıkta kalamamaya başladılar. Okul başarıları duştu. Evlerine girmek istemediler, tek baslarına tuvalete gidemez oldular. Tik davranışları ortaya çıktı, yemek yemeye ilgileri azaldı.

Büyüklerse ise deprem anıları, en ufak hatırlatıcı olayda göz önüne geldi. Gece 03 uykusuzluğu devam ediyor, kişiler denizin renginin değişmesi, havanın sıcaklığı, köpek sesleri, kuşların kanat çırpmalarını tehlike işareti olarak algıladılar ve söylentiler ağızdan ağıza yayıldı. Kişiler pek çok şeye karsı ilgisiz oldular. Cinsel isteksizlik de önemli boyutlara varmıştı. Özellikle kadınlarda o esnada deprem olur da günahkar olarak oluruz seklinde düşünceler nedeniyle eslerinden ayrı, çocukları ile yatmalar başladı. Bazı kişilerde deprem gerilimini asmak için alkol kullanımı çoğaldı. Akla gelebilecek herselden kaçınmalar görüldü. Tuvalette ve banyoda çok kısa sure kalma, deniz kenarına inmek istememe, yüksek binalara, kalabalık yerlere girmeme gazete, radyo, TV haberlerinden kaçınma gibi. Çok çabuk ve aşırı tepki verir hale gelindi. Mutfak tüplerinin sürünerek taşınması bile insanları çılgına çeviriyor, hızlı gecen arabalar nedeniyle çıkan tozlar kişilerde deprem anındaki toz bulutunu hatırlatıp, sinirliliğe yol acıyordu. Bazı kişilerde ise konuşma içeriği sadece depremle ilgili oluyor ve bu kişiler çevrelerindeki kişilerin tepkileri ile karsılaşıyorlardı. İşlerini kaybeden, işleri azalan, komşuları semtten uzaklaşıp yalnız kalan insanlar daha bir içlerine kapanıyor ve hayata kusuyorlardı. Olum hiç onlara bu kadar yakın olmamıştı.

İşte bu belirtiler travma sonrası stres bozukluğu olarak adlandırılıyordu. Bazılarında bu belirtiler depremden 6 ay kadar sonra başladı. Bu geç başlangıçlı tipi oluşturuyordu. Bazı kişilerde bu tabloya depresyon ve panik ataklareklendi. Bazı kişiler ise dağıtılan bu durumla ilgili anketlere biz hekimlere, belediyeye, hükümete yönelik öfke içeren mesajlarla karşılık verdiler. Aslında bu da yüksek düzeyde olan kaygı ve gerilimlerinden ötürüdür.

Bir kısım kişiler psikiyatriste gittiklerinde çevrelerince ‘deli’ olarak damgalanacaklarından korktular ve yardım almadılar. Kimisi psikiyatriste gitmenin bir zayıflık olacağını düşünerek gelmek istemedi, kimisi de ilaçların kendilerini uyuşturduğunu düşünerek ilaç almadı. Ancak tedaviye düzenli gelenler fayda gördü. Bu tedavi çalışması T.C.Sağlık Bakanlığı İstanbul il sağlık Müdürlüğünce halen devam etmektedir. Bu tetkik ve tedavi çalışması sonrası sağlanan bilgi birikimi bundan sonra olmasını hiç temenni etmediğimiz başka felaketlerde daha etkili ve uygun tedaviler yapabilmemize olanak sağlayacaktır.
Kaynak.7gunsaglik.com

Bebeklerde Temel Yaşam Desteği

√ Bebeklerde (0-1 yaş) Temel Yaşam Desteği nasıl yapılır?
• Bebeğin topuğuna hafifçe vurularak bilinç kontrolü yapılır,

• Çocuğun hava yolu açıldıktan sonra, solunum Bak-Dinle-Hisset yöntemi ile 5 saniyede değerlendirilir,

• Solunum yolunun açılması için bebeğe Baş-Çene pozisyonu verilir (bebeğin başı hafifçe itilir). Başın fazla gerdirilmesi solunum yollarını tıkayıp olumsuz sonuçlar yaratabileceğinden başa hafif bir eğim vermek son derece önemlidir!

• Temel yaşam desteğine başlarken eğer çevrede biri varsa hemen 112 aratılmalıdır. Bilinçsiz olan ilkyardımcı yalnız ise 5 kurtarıcı solunumdan sonra 30:2 kalp basısı uygulamasını 5 tur tekrarından sonra kendisi yardım (112) çağırmalıdır.

• Yapay solunuma başlanırken ilkyardımcı ağzını bebeğin ağzı ve burnunun üstüne yerleştirilmelidir,

• Üflemenin ayarı bebeğin göğsünün kalkış hareketlerine göre olmalıdır, bebeğin akciğerlerinin alacağından daha fazla hava üflenmemelidir,

• Solunum sıklığı dakikada 20-25 olmalıdır,

• Bebeğin iki memesi arasında hayali bir çizgi olduğu varsayılarak bu çizginin orta noktasında göğüs kemiği tespit edilir. Buraya iki parmağı bastırmak suretiyle kalp masajına başlanır,

• Kalp masajı göğüs kemiği 1-1.5 cm içeri çökecek şekilde yapılır,

• Bebeklere de dakikada 100 bası uygulanır,

• Bebeklerde de kalp masajı ve yapay solunum sayısı 30/2 olacak şekilde uygulanır.

• Temel Yaşam Desteğine yaşamsal refleksleri veya tıbbi yardım gelene kadar kesintisiz devam edilir.
Kaynak.7gunsaglik.com

Cilt Tipinize Göre Bakım Yapın

Gözenekleri iri ve görünür olan yağlı ciltlerde cilt bakımı yapmak biraz daha zordur. Sizin cilt tipiniz ne ve bakımını nasıl olmalı?

Yağlı ciltlerde sıklıkla görülen geniş gözenekler kadınların en büyük cilt sorunlarından biridir. Yazın aşırı güneşlenme ve yaşın ilerleyip cilt dokusunun değişmesi gibi sebeplerle de ortaya çıkabilirler elbette. İyi temizlenmemiş, yağı ve kiri birikmiş ciltlerde gözeneklerin büyümesi kaçınılmazdır. Çünkü gözenekler, çevre ile organizmamız arasında işçi gibi çalışırlar ve bir sorun olduğunda ilk sinyali onlar verirler.

Gözeneklerin büyümesi ayrıca başka cilt sorunlarını da yanına çağırır; sivilce ve siyah noktalar gibi.

Şimdi bu sinir bozucu sorunlara karşı size muhteşem doğal yöntemler önereceğiz. Bunları uygularsanız, gözeneklerinizin küçülüp görünmez olduğunu farkedeceksiniz.

1) CİLDİNİZİ TEMİZ VE NEMLİ TUTUN

Cildi düzenli bir şekilde temizlemek ve tonikle silmek, geniş gözenekleri olan her kadının ilk olarak yapması gerekenlerin başında gelir. Bu şekilde cilt arınır ve cilt düzeyi düzgünleşir.

Öncelikle cilt tipinize uygun ürünler seçmelisiniz. Uygun ürünleri bulduktan sonra düzenli olarak, aksatmadan her akşam, yüzünüzü temizlemeli, tonikle silmeli, maske uygulamalı ve mutlaka nemlendiricinizi sürmelisiniz. Bunları yaparsanız, bir süre sonra cildinizdeki değişimi farkedeceksiniz; sağlıklı ve iyi görünen bir cilt.

Tonik, yüz temizliğimizi tamamlar ve gözenekleri sıkıştırır. Cilt temizliğinin olmazsa olmazıdır. Cilt temizliğinde tonik ne işinize yarar? yazımızı okumadan geçmeyin!

Yağlı ciltlere gün aşırı “scrub”

Cildiniz yağlıysa yüzünüzü ölü derilerden ve fazla yağdan arındırmak için gün aşırı eksta bakım ürünleri kullanabilirsiniz. Bunun için üzerinde “scrub” yazan temizleyiciler idealdir. Cildinizin yüzeyinde nazikçe ovarak kullanacağınız bu ürünler sayesinde, yüzünüz derinlemesine arınır, temizlikten kaynaklanan anında parlaklığa kavuşur.

Eğer cildiniz normal tipse, haftada bir bu ovma işlemini yapabilirsiniz.

Cildinizin güzelliği için yapacağınız ilk şey onu güzelce temizlemektir, biliyorsunuz.

Peeling şart

Peeling, cildinizin dokusunu düzeltir, ona gençlik ve tazelik verir. Cildinizin tipi ne olursa olsun, mutlaka ihtiyacınıza göre bir peeling ürünü kullanmalısınız.

Cildiniz yağlıysa haftada 2-3 kere, normalse 1 kere peeling yapmak yeterlidir.

Cildi ölü deriden arındırmak, ona daha sağlıklı ve parlak bir görünüm kazandırmak için Evde hazırlayabileceğiniz peeling maskeleri

Nemlendirme majör basamak

Mükemmel ciltler beslenmiş ciltlerdir. O yüzden cilt bakımında nemlendirme önemli bir adımdır, cilt bakımının son basamağıdır.

Güzel, aydınlık ve sağlıklı bir cilt için, cilt tipinize uygun bir nemlendirici kullanmalısınız. Cildinize uygun olmayan nemlendiriciler, cildinizin dengesini bozar, gözenekleriniz iyice açılır. Uygun olmayan bir ürünü kullanmak yerine hiç kullanmayın daha iyi…

Cilt için nemlendirici vazgeçilmezdir. Cildin kalkanıdır…Onu dış etkenlere ve makyaja karşı korur. Peki, cilt nemlendiricisi nasıl seçilir?

2) YÜZÜNÜZE SOĞUK SU ÇARPIN

Yüzünüze soğuk su çarpmak veya bir buzu tüm yüzünüzde gezdirmek, ciltteki gözenekleri küçültmenin basit, masrafsız ve etkili bir yöntemi!

Gerçekten işe yarıyor, 1 hafta düzenli yapın ve cildinizdeki farka bakın.

3) EV YAPIMI BU MASKELERİ UYGULAYIN

Gözeneklerinizi sıkılaştırmanın natürel bir yolunu arıyorsanız, koruyucu, renklendirici ve kimyasal maddeler içermeyen ev yapımı maskeler harika seçeneklerdir.

Evde kendiniz hazırlayacağınız maske ile cildinizin sebum dengesini kontrol altına alabilir, gözeneklerinizi düzgünleştirebilirsiniz.

Maske 1

Bir yumurtanın beyazını bir çorba kaşığı taze sıkılmış limon suyu ile iyice çırpın. Kabarık ve tüy gibi hafif kıvama gelince tüm yüzünüze sürün. Cildinizin iyice sıkılaşıp gerildiğini hissedince yüzünüzü temizleyebilirsiniz.

Maske 2

Diğer bir maske de, domates ve yayık ayranını karıştırıp yüzünüze sürmektir. 15 dakika sonra yüzünüzü yıkayabilirsiniz.
Kaynak.7gunsaglik.com

Gripken Yapılması ve Yapılmaması Gereken Sporlar

Bazı durumlarda spor ve egzersiz yapmak daha sağlıklı olabilir. Grip ve soğuk algınlığında hangi egzersizler yapılmalı, hangileri yapılmamalı?

Tavsiye edilen spor ve egzersizler.

Yürüyüş. Çok soğuk olmayan ortamda sıkı giyinerek 20 dakikalık orta tempoda yürüyüş size iyi gelecektir. Enerji verir, bağışıklığı destekler hatta çabuk bile iyileştirebilir.

Jogging. Normal tempoda kendinizi zorlamadan koşun arada zıplayın. Hastalığa da iyi gelecek canlılık getirecektir. Tekrar eskisi gibi dinç hissedeceksiniz ve grip belirtileriniz geçecek.

Yoga. Soğuk algınlığı gibi enfeksiyonla mücadele etme durumlarında yoga fiziksel ve ruhsal olarak dayanağınız olacak. Nefes ve germe egzersizleri sağlık verecektir.

Tavsiye edilmeye spor ve egzersizler.

Aralıksız tempolu koşu. Hastalık halinde yorgunsunuzdur ve asla bu gibi ağır sporları yapmamalısınız. Kendinizi daha kötü hissedebilirsiniz. Koşun ama hafif bir koşu olsun.

Spor salonunda aletleri kullanmak. Diğer insanlarla yakın temas hastalık döneminde sakıncalıdır. Ayrıca bu aletler yoğun tempo ve kuvvet gerektirir.

Ağırlık kaldırma. Performansınız yetmeyeceği gibi hastalığınız kötüleşebilir. Baş ağrısı, kaslar yırtılma gibi etkilerle karşılaşabiliriz. .Kaynak.7gunsaglik.com.tr,

Önce Hangisinden Başlamalıyım? Kardiyo mu Güç Eğitimi mi?

Spora yeni başlayanların sıkça sorduğu bir sorudur bu. Kardiyo mu güç eğitimi mi?

Egzersiz fizyoloğu Marta Karadağ sorunuzu yanıtlıyor. Nereden başlamalıyım? Çoğu kadın için doğru cevap ağırlık raflarıdır. Zayıflama ve vücut geliştirme ve şekillendirme için ağırlıkla beraber kardiyo en uygunudur.

Aerobik sistemi yağ yakmaya bire birdir enerji sistemlerimiz buna göre oturtulmuştur. Koşu bandı ve bisiklet bunun yanında step ve ağırlık çok iyi bir başlangıçtır. Daha fazla kalori yakılır ve her yerde yapılabilir. Göz kamaştırıcı sonuçlar için kadınlar hep sabırsızdır. Düzenli egzersiz ve spor ile diyet sonucunda harika bir görünüme kavuşulur.

Setler halinde kardiyo yapmak dayanıklılık, kuvvet ve kas grupları tonlaması egzersiz planınızda olmalı. Spor eğitmeniniz de size uygun kürü verecektir. Kuvvet ve kondisyon ile kaslar şekillenir yağlar yakılır..Kaynak.7gunsaglik.com.tr,

Bipolar Bozukluk Nedir? Nedenleri Nelerdir?

Bipolar bozukluk aşırı ruh hali değişimleri ile karakterize olan enerji aktivite dalgalanmaları yaşatan çift kutupluluk sorunudur.

Günlük işlerde kişi zorlanır. Manik depresif bir durum olabilir. İlişkileri kötü gider, umutları zayıftır, kariyer ve eğitimlerinde geride kalırlar. Duygusal değişimler ezici güçte olabilir hatta intiharı düşündürebilir. 15-25 yaşları arasında ilk kez rastlanır. Dünyada ortalama %3 oranında insan bundan etkileniyor.

Kadın ve erkek aynı riske sahip. Ayrıca bipolar bozukluk , şizofreni , otizm spektrum bozuklukları , DEHB ( dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu ) ve majör depresif bozukluk olarak ortaya çıkabilir. Genetik nedenleri olabilir. Kan bağı olan akrabalarda varsa kişide de görülebilir. Erken başlangıcın riskini de genetik rolü artırır. Beyinde meydana gelen biyolojik özellikler de sebebi olabilir.

Fiziksel hasar ve bozulmalar kafa travmaları gibi beyinsel değişimler neden olabilir. Beyinde kimyasal dengesizlik - nörotransmitter dengesizlikleri depresyon ve ruhsal sıkıntıların nedenidir. Beyin hücreleri arasındaki iletişim kopabilir ve bu sorunlar ortaya çıkabilir. Çevresel faktörlerden ise, istismar, ruhsal stres, kayıplar ve travmatik ciddi olaylar bipolar bozukluk sebebi olabilir.
Kaynak.7gunsaglik.com

Tehdit mi ediyor?

Doğum kontrol hapıyla ilgili en çok merak edilen konu, hapların kısırlık yapıp yapmadığı

Araştırmalara göre endişeler gereksiz çünkü hapları kestikten bir ay sonra gebe kalma yeteneği geri geliyor. Hap bırakıldıktan sonra oluşan gebeliklerde düşük riskinde de artış olmuyor. Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mithat Erenus anlattı.
Doğum kontrol hapları ne içerir?
30 yılı aşkın bir süredir piyasada olan, bugün dünyada 60 milyon kişi tarafından kullanılan güvenilir bir yöntem. Doğum kontrol hapları östrojen ve progesteron denilen iki hormon içerir. Bu hormonlar normalde kadınların yumurtalıklarında üretilir. Ancak doğum kontrol hapı içinde östrojen ve progesteronun laboratuvar ortamında üretilen türevleri var.

Doğum kontrol haplarının hormon içermesi kadınları endişelendiriyor. Bu hormonlar zararlı mı?
Modern doğum kontrol hapları, düşük düzeylerde hormon içerir. Bileşimlerinde insan bünyesine yabancı hiçbir madde yok. Bugünkü haplarda 20 yıl öncesine göre üç-beş kez daha az östrojen ve beş -10 kez daha az progesteron var. Yan etkiler yeni haplarda önemli derecede azaltıldı. Bu nedenle korkulacak bir durum yok.

Haplar gebelikten nasıl korur?
Hamilelik kadın yumurtalıklarının ürettiği yumurtanın erkek sperm hücresiyle birleşip, döllenmesi sonucu meydana gelir. Doğum kontrol hapları vücutta bulunan hormonlar gibi çalışır. Vücut nasıl hamile kaldıktan sonra, hamilelik hormonları aracılığıyla yumurtalıkların yumurta üretmesine engel oluyorsa, doğum kontrol hapı da benzer bir etki göstererek yumurtlamayı önler. Yumurtlama olmazsa, erkeğin spermi ile yumurtanın birleşmesi gerçekleşmez ve böylece gebelik önlenir.

Başarı oranı yüksek mi?
Doğum kontrol haplarının etkinliği çok yüksek. Başarısızlık oranı binde bir olmakla beraber kullanım hatalarına bağlı olarak birinci yıl sonunda başarısızlık oranı yüzde 3’ü buluyor. Başarı oranında düzenli kullanım önemli rol oynuyor.

Doğum kontrol hapları nasıl kullanılır?
Her kutuda 21 adet hap var. Bu haplara adetin birinci günü başlanır ve 21 gün süreyle hiç ara vermeden her gün bir adet kullanılır. Birinci kutu bitince yedi gün ara verilir (bu süre içinde adet görülür), bir hafta sonra ikinci kutuya başlanır. Örneğin birinci kutu çarşamba bittiyse ikinnci kutuya öteki hafta perşembe başlanır.

HSBC KrediNet ile İhtiyaçlarınızı Kolayca Karşılama Fırsatı
Sunnugie Giyilebilir Battaniye 45 TL Yerine 13,90 TL
Eğer hap alınması unutulursa ne olur?
Düzensiz adet kanaması görebilir ve gebe kalabilirsiniz. Hapı saatinde almayı unutmak herhangi bir problem yaratmaz. Ancak bu durum alınması gereken saatten sonraki 12 saat içinde fark edilirse unutulan hap, bu süreyi geçirmeden alınmalı. Ve bir sonraki hap her zamanki saatinde kullanılmalı. İki hapın alınması arasındaki zaman 36 saatten fazla olursa güvenirlilik artık tam olmaz. Böyle bir durumda bir sonraki adet kanamasına kadar prezervatif gibi ek tedbirler kullanmalı. Unutulan haplar atlanarak, geri kalan haplara adet düzensizliğine yol açmamak için devam edilmeli.

Hap kalp krizi riskini artırır mı?
Araştırmalar, yeni düşük doz östrojen ve progesteron içeren hapların kullanımıyla kalp krizi arasında olumsuz bir ilişki göstermiyor. Hatta bu hapların lipid ve kolesterol üzerinde olumlu etkilerinin olduğu belirtiliyor. Eski yüksek doz haplarda yüzde 5 oranında yüksek tansiyon riski ortaya çıkıyordu. Yeni düşük doz haplarda zaman zaman tansiyon yükselmeleri görülmekle beraber, klinik olarak anlamlı bir hipertansiyon rapor edilmemiştir. Hatta hipertansiyonu olan hastalarda bile kontrollü olmak şartıyla kullanılabiliyor. Ancak sigara kullanımı yüksek bir risk faktörü oluşturur. 35 yaşın üzerindeki kadınlar doğum kontrol ilacı kullandığında sigara içmemeli.

Peki şeker hastalığı yapar mı?
Eski yüksek doz östrojen içeren haplarda gizli şeker, şeker seviyelerinde artış görülebiliyordu. Yeni haplarda bu risk yok. Ancak insüline bağımlı şeker hastalarına, hap dışında başka bir yöntem öneriyoruz. Çünkü haplar bu hastalarda kanın pıhtılaşma riskini artırabiliyor.

Safra kesesi hastalıklarında artışa yol açıyor mu?
Safra taşları ilk iki yıl kullanımda artar, dördüncü yılda ise normale döner. Aslında bu artış sadece safra taşlarına eğilimli olan kişilerde görülür. Normalde hapların böyle bir etkisi yok. Ancak doğum kontrol hapları akut karaciğer hastalığı olanlarda ve safra yolları tıkalı olan kişilerde kullanılmamalı. Çünkü siroz ya da geçirilmiş bir sarılık doğum kontrol hapları ile yeniden alevlenebilir.

Bu haplarda hangi yan etkiler görülür?
İlk aylarda bazı kadınlarda bulantı, memelerde hassasiyet, baş ağrısı gibi şikâyetler görülebilir. Sağlık açısından ciddi bir sorun yaratmayan bu şikâyetler bir süre sonra kendiliğinden kaybolur. Ayrıca bazı hastalarda ilk üç ayda ara kanama olabilir. Gerekirse bu kanama uzman hekim tarafından uygun şekilde tedavi edilebilir.

Doğum kontrol hapları kısırlık yapabilir mi?
Hayır. Doğum kontrol hapı bırakıldıktan sonra gebe kalmada hafif bir gecikme olmakla birlikte, birinci yılın sonunda yüzde 75.2, ikinci yılın sonunda yüzde 90 kadın gebe kalabiliyor. Daha önce hiç hamile kalmamış olsanız bile hapı güvenle kullanabilirsiniz.

Hap bırakıldıktan ne kadar süre sonra hamile kalınabilir?
Kullanmayı bıraktıktan bir ay sonra hamile kalmanızda hiçbir sakınca yok. Hap bırakıldıktan sonra oluşan gebeliğin seyri normal gebelikle aynı. Sakat bebek doğurma ve düşük riskinde artış olmuyor.

Haplar cinsel isteği azaltır mı?
Hayır, hapların cinsel istek üzerinde olumsuz bir etkisi yok. Aksine geri çekme, takvim yöntemi gibi geleneksel yöntemler kullanılmayacağı için cinsel yaşam daha güvenli olur. Kadınlar korunduklarından emin oldukları için, kendilerini daha rahat hissederler. Bu da cinsel yaşamlarını olumlu yönde etkiler.

Depresyon ve sinirlilik yapar mı?
Depresyon çok nadir görülen bir etki. Ama depresyonda olanlara doğum kontrol hapı önermiyoruz.

Hap kullananların düzenli doktor kontrolünden geçmesi gerekir mi?
Düşük dozlu hapların güvenirliliği nedeniyle hap kullanan hastaların yılda bir kez kontrolden geçmesi yeterli. Başlangıçta iyi bir muayene, tansiyon ölçümü, idrar tahlili, meme muayenesi, karaciğer fonksiyon testleri, pelvik muayene ve smear testi yapılması gerekli. Risk faktörü olan kadınlar ise altı ayda bir doktora gitmeli. Yan etkiler ya da şikâyetler olduğunda doktora danışılmalı, gerektiğinde ilacın ya da yöntemin değiştirilmesine karar verilmeli. Kaynak.7gunsaglik.com.tr,

Erkeklerde Kas Yapmaya Yarayan Hareketler

Düşündüğünüzden daha kısa sürede muhteşem kol ve vücut kaslarına sahip olabilirsiniz.

Düzenli ağırlık çalışması buna yetecektir. Doğru hamleyle haftada 2-3 kez egzersiz yaparak mükemmel kaslara sahip olun. Aktif olmayanlar spora başlamadan önce doktorlarına danışmalıdır. Kol ve pazı geliştirmenin yolu ağırlıktan geçer.

Dış uyluk kısımlarını geliştiren şekilde dışa dönük olarak dambılları elinize alın. Nefes alın ve dirseklerinizi bükün. Omuzlara ulaşana kadar halteri veya dambılları kaldırın. Yavaşça nefes vererek indirin. Avuç içleri dışa bakacak şekilde aşağı doğru kollarınızı tutun, kolları üst göğüs yanlarına doğru çekin dirsekler yere paralel olmalı.

Kollar düz bir şekilde aşağı doğru itilir kilitlenmeden düz bir şekilde geriye dönülür. Bir süre beklenip başlangıç noktasına dönülür. Yanal kasları geliştirmek omuz genişliğine çalışmak için, belin de dar görünmesi önemlidir. Omuzdan geniş bir çubuğu kavrayın.

Arkanıza yaslanın, oturarak çubuğu üst göğse kadar kaldırın. Hareketi kontrol edin yine aynı şekilde başa dönüp tekrar edin. Dambıllarla yattığınız yerden kolları bükmeden havaya kaldırıp yanlara açıp ortada birleştirme hareketini yapın.

Bacak sıkıştırma aletleri bacak kaslarını hedef alan ideal hareketlerdir. Halteri sırtınızda ensenizde tutarak çömelme hareketini yapın ve kaslarınızı sıkarak yapın. Step de yararlı olacaktır. Bunun yanında protein ağırlıklı beslenin. Tam tahıllı gıdalara ve doğal besinlere yönelin. Bol sıvı tüketin ve egzersizden vaz geçmeyin.
Kaynak.7gunsaglik.com

Erkeklerde Kas Yapan 7 Yiyecek

Heykel gibi harika kaslara sahip olmak için spor salonları tek başına yetersizdir.

Kasları geliştirmek için bol sıvı tüketmek ve beslenmeye dikkat etmek gerekir. Ağırlık kaldırmak ve enerji yönünden doğru beslenmek önemlidir.

Meyve, sebze, lif, vitamin, mineral ve sıvı dengeli beslenin. Sebzelerde de az miktarda protein vardır. Kasların ihtiyacı en çok proteindir. Yüksek kalitede protein için düşük yağlı süt ürünleri tüketin. Karbonhidrat, D vitamini, vitamin, potasyum ve kalsiyum da süt ürünlerinde mevcuttur. Çikolatalı süt içmek egzersiz öncesi iyi bir öneridir.

Yoğurt ve yağsız et de kasları kuvvetlendirir. Kas gelişimini tetikler. Lösin, protein, aminoasit ve demir yönünden etler zengindir. Beyaz et özellikle tavukta %25 oranında daha fazla demir ve çinko bulunur. Bağışıklık sistemini destekler.

Yumurta da temel aminoasitleri içerir. Yumurta sarısında protein ve lutein bulunur. Göz sağlığına da iyi gelir. Spor yapanların tüketmesi önemlidir.

Tuzsuz, kavrulmamış, çiğ kuruyemişler de oldukça sağlıklıdır. Protein, vitaminler, antioksidanlar, lif ve sağlıklı yağlar içerir. Fasulye ve tam tahıllar lif, vitamin ve antioksidanlar ile birlikte enerji ve kas onarımı için protein ve az miktarda kaliteli karbonhidrat içerir.

Vücut geliştirmek ve kas yapmak için protein ve karbonhidrat alımına dikkat edin. Zamanlama kas gelişiminde önemlidir. Yorucu egzersizden 1-2 saat sonra yemek yiyin. Yakılan kaloride enerjiden karbonhidrattan gitmelidir. Kaslardan yakılmamalıdır.
Kaynak.7gunsaglik.com
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...