Pages

Ads 468x60px

Erkekler İçin En İyi Karın Hareketleri-1

Bisiklet hareketi. Her turda dört ila sekiz hareket isteniliyor. Üst ve alt karnı çalıştırıyor.

Yan karın kasları için de muhteşem bir egzersiz. Arka ve ön kasları da hedef alıyor. Komple karna odaklı bir egzersiz. Sırt üstü yatıp bacaklar havada bisiklet sürün. Bunu yaparken dirsekler ile dizler çaprazlama hafifçe birbirine yaklaşacak. 12 tekrarı var. Sırt ve bel tamamen yerde olmalı.

Klasik Crunch. Klasik bir harekettir. Sırtüstü yatın dizler bükülsün. Ayaklar yerde. Kolları başın arkasında birleştirin dirsekler yanlara baksın. Belinizden güç alarak yatıp kalkın. Üst vücudu kaldırmak için sadece karın kaslarınızı kullanın. Biraz kalıp geriye dönün, 10-12 tekrarlı 3 set çalışın. Tüm karın egzersizleri arasında 30ar saniye dinlenin.

Ters Crunch. Alt karnı hedef alan zor bir harekettir. Avuç içleri yerde olacak kollar yerde. Dizler havada bükülü olacak ve kalçanın üzerinde havada olacak. Bacakları kaldırmak için karın kasları kullanılacak. Ayaklar yere değmeden 10-12 tekrarlı 3 set halinde hareketi tekrar edin.

Dambıllı Çömelme. Herhangi bir ağırlığı elinize alın. 12 tekrarlı bir hareket. Kasları çalıştıran yoğun ve etkili bu harekette yerde çömelin. Bir ayak arkada diğer ayak dizden bükülü 90 dereceyle yerde duracak. Ağırlığı omzun üzerine getirin iki elinizi de kullanın. Gövde hareket etmeyecek karından güç alınacak. Yavaşça ağırlığı kalçanın arkasına doğru indirin. Kafa, kalça ve gövde ileri baksın. 8 ila 12 tekrar yeterlidir.

Topla yanlara dönme. Yatar gibi olun dizler bükülü ayaklar yerde. Sırt yerde değil ama yere yakın. Topu iki elinizle tutun. Bir sağa bir sola döndürün. Bunu yaparken sadece karın kasları yanlara dönecek. Karnınızı kullanarak hareketi yavaşça derin nefes alarar 12 tekrar halinde yapın.
Kaynak.7gunsaglik.com

Dişlerinizi Fırçalayın, Kalbinizi Koruyun

Yeni bir çalışmaya göre, sağlıklı diş etlerine sahip kişilerin kalbi daha az hastalanıyor.


Diş ve diş etleri sağlığı, arterlerde yani kalp damarlarında plak birikimini yavaşlatıyor. Yani kalp damarları daha az tıkanma riski taşıyor. Bu daralma kalp krizi, felç, inme ve ölümle de sonuçlanabiliyor. Bu tıkanmayı önlemenin yollarından biri de dişleri fırçalamak. 420 yetişkin bu çalışmada 3 yıl boyunca izlenmiştir. Diş eti sağlığı ve enfeksiyon kapma durumları incelenmiştir.


Ağız bakterileri ne kadar azsa, boyun ve kalp damarlarındaki tıkanma da o derece azalır. Bu sonuçlar Columbia Üniversitesi epidemiyoloji profesörü ve çalışanları ile yürütülmüştür. Bakteri riski yükselen kişilerde kalp tıkanıklığı sıkça görülür. Kalp hastalarının rutin muayenelerine gitmesi önem taşırken düzenli dişçi kontrolü de herkes için gereklidir..Kaynak.7gunsaglik.com.tr,

Diyabetikler ve Yakınlarına Eğitim

Diyabette bilinçli olmak ve erken tedbir almak önemlidir. Hasta ve yakınları için eğitim programı Ankara’da başlayacak..

Diyabetiklerin ve yakınlarının eğitiminde standardizasyon ve yaygınlaştırma sağlanması için diyabetli hastaların eğitimlerinde kullanılmak üzere ''Diyabetli Hasta Eğitici Rehberi Hazırlık Çalıştayı'' yarın Ankara'da başlayacak.

Sağlık Bakanlığı'ndan yapılan açıklamaya göre, Türkiye Diyabet Önleme ve Kontrol Programı'nın Diyabetin Önlenmesi ve Diyabetin ve Komplikasyonlarının Etkin Tedavisi amaçları doğrultusunda hazırlanacak rehber için yarın Obezite, Diyabet ve Metabolik Hastalıklar Daire Başkanlığı tarafından'' düzenlenecek ve iki gün sürecek.

Açıklamaya göre, Türkiye'de hızlı sosyal ve kültürel değişimler, nüfusun yaşlanması, kentleşme oranındaki artış, fiziksel aktivitelerde azalma, sağlıksız yaşam tarzı ve davranış biçimleri gibi nedenlerden ortaya çıkan diyabetli hasta sayısı her geçen gün artıyor. Yaşam tarzındaki hızlı değişim ile birlikte gelişmiş ve gelişmekte olan toplumların tümünde özellikle tip 2 diyabet sıklığı hızla yükseliyor.

Türkiye için de önemli bir ölüm ve hastalık yükü sebebi olan diyabet hastalığının erken tanı ve tedavisinin sağlanması, ilgili risk faktörleri konusunda halkın bilinçlendirilmesi, diyabete bağlı diğer sağlık sorunları sıklığının Dünya Sağlık Örgütü hedeflerine indirilmesi amacıyla Sağlık Bakanlığı tarafından ''Türkiye Diyabet Önleme ve Kontrol Programı'' uygulamaya konuldu.

Program, diyabet hastalığının önlenmesi ve kontrolüne yönelik risk faktörleri ve korunma, örgütlenme, insan gücü planlaması ve eğitim, rehabilitasyon, tedavi ve evde bakım hizmetleri, sürveyans ve araştırmalar, finansman ve sektörlerarası işbirliği ile geleceğe yönelik uygulama yaklaşımlarını kapsıyor..Kaynak.7gunsaglik.com

Plasenta Kan Akışı Görüntüleme Tekniği

Manyetik rezonans görüntüleme MRG tekniği gebelik sırasında yapılabilen güvenli bir test.

Gebelikte fetüsün hareketi annenin rahatı için nefes akışı plasenta dokusunun karışık yapısı açısından ve fetal kan damarları sorunlarından ötürü bu tekniğin dikkatle özenle yapılması gerekir. İleri MRG yöntemleri ile yapılan farelerde yeni bir çalışmada, Weizmann Enstitüsü bilim adamları bu çalışmayı ilerletmiştir. Eskiden görülmeyen detaylar irdelenmiştir. Plasenta içindeki kan ve sıvı akışı dinamikleri ile incelenmiştir.

Bu yeni plasenta kan akışı görüntüleme tekniği kan damarları plasenta anne bebek arasındaki tüm bağları detayları ile inceleyip bildiriyor. Kısacası gebelikteki tehlikeleri görme imkanı veriyor. Fetal damarlarda cenine kan pompalama oranlarına kadar görülüyor. Damar sistemi içinde sızmış hücreler akış dinamikleri difüzyon tahrik ve pompalama değerleri gözleniyor. Uzmanlar bu teknikle kadın doğum alanında daha rahat ve başarıyla çalışabiliyor.
Kaynak.7gunsaglik.com

Kirli Sular Gebelik Komplikasyonlarına Sebep

Belli bir oranda kirli atık su ve kimyasal maddelere gebelik süresince maruz kalan kadınların bebeklerinde büyük ihtimalle kusurlar gelişiyor.

Anne ve çocukta görülen bu sıkıntılar uzun süreli veya kısa süreli olabiliyor. Çimento boruları ve su kanallarından evde kullanılan suya, içme sularından kullanılan her kirli atık suya kadar gebelikte maruz kalınan toksik kimyasallar bebekte gelişim sorunlarına yol açıyor. Erken doğum ölü doğum düşük MS, Down sendromu, sakat doğum gibi bebekte birçok soruna yol açıyor.

Su dağıtım sistem modelleme PCE pozlama yazılımı kullanılarak su değerleri tahmin edilmiştir. 2000 den fazla gebelikte %9 oranında su zehirlenmesi gebelikte bebeklerde yaşanıyor. Plasental gebelik fonksiyon bozuklukları ölü doğum ve birçok hastalığa neden oluyor. Kısacası 9 ay boyunca anne adaylarının sağlığına azami ölçüde dikkat etmeleri gerekiyor.
Kaynak.7gunsaglik.com

Gazlı İlaçlar Yüksek Tuz Tehlikesi Yaratabilir

Alka – Seltzer benzeri gazlı ilaçların yüksek tuz içeriği kalp hastaları için tehlikeli olabiliyor. Suda kabaran ilaç ve takviyeler çok tuzlu.

Bu tür ilaçlarda bulunan tuz yiyeceklerden alınan tuzdan daha fazla. Uzun vadede çözünür ilaçları kullanmak riskli. Aşırı tuz alımı , yüksek tansiyon , felç ve böbrek hastalığı ile bağlantılıdır. Kalp damar hastalıklarının baş nedeni tuzdur. Tansiyonu yükseltir. İlaç almadan önce tuz içeriği incelenmelidir.

Baş ve beden ağrısı, hazımsızlık gibi sorunlarda kullanılan vitamin takviyeleri ve diğer çözünür ilaçlar dikkatli kullanılmalı. Mide ekşimesi de cabasıdır. Günlük doz ayarı iyi yapılmalıdır. En azından beslenme düzeninde tuz azaltılmalı hatta kesilmelidir. Tansiyon hastalarının üçte biri aşırı tuz tüketiminden hastalanır. Felç, ölüm ve kalp krizi oranları da yine tuzla birlikte artar. Ölüm riskini de %16 oranında artıran tuzu azaltmalı, tuzlu ilaçları dikkatli kullanmalıyız..Kaynak.7gunsaglik.com.tr,

Bebeklerde Kabızlık Problemi ve Tedavisi Şekli

Bebeklerde kabızlık, sık sık rastlanan ve günlerce bebeğin dışkısını dışarıya atamamasından dolayı meydana gelen bir rahatsızlık durumudur. Yeni doğan ve sadece anne sütü ile beslenen bebeklerde kabızlık durumu fazla yaşanmazken ek gıdaya geçmiş veya sadece mama ile beslenen bebeklerde sıklıkla karşılaşılan bir durumdur kabızlık.

Kabız olan bebeklerde, 1 hafta boyunca kaka yapamama durumları görülebilir. Bebek karnında şişlik veya bebekte kusma gibi olumsuz durumlar yaşanmıyorsa bu durum diğer bebeklerde de yaşanan normal bir durumun aynısıdır.
Bebeklerde kabızlığa neden olan diğer bir etken ise annenin kabız olmasıdır. Annenin tüketmiş olduğu karbonhidrat ağırlıklı besinler anneyi kabız olmaya sürüklerken bebekte anne sütünden aldığı besinlerle normal olarak kabız olabilmektedir.
Bebeklerde kabızlığı önleme Yöntemleri;
Bebeklerde yaşanan kabızlık için tedavisi için Hekim kontrolünde verilen bitkisel fitiller uygulanarak bebeğin kakasını yapması sağlanmaktadır. Bunun yanı sıra yine Hekimin önermiş olduğu ağızdan verilen bağırsak düzenleyici (peribiyotik) damlalar sayesinde de kabızlık sorununu ortadan kaldırabilmektedir. Bazen tüm bunlara gerek kalmadan kullanılan mama veya alınan karbonhidrat ağırlıklı ek besinler değiştirilerek, kabızlık kendiliğinden ortadan kalkabilmektedir.
Kaynak.7gunsaglik.com

Gebelikte Viral Enfeksiyon Çocukta Diyabet Riskini

İsrail Schneider Çocuk Tıp Merkezi, Endokrinoloji ve Diyabet Araştırma Birimi Direktörü yeni bir çalışma yayınlamıştır.

Buna göre anne karnında virüse maruz kalan bebeklerde diyabet gelişiyor. Diyabet otoimmün bir hastalık ve uterusta başlıyor yani bağışıklığa girmeye anne karnında başlıyor. Bunun için gebelikte viral enfeksiyonlardan kaçınmak çok önemli. Anne adayları bebeğini düşünerek gebeliği sağlıklı geçirmeli. Aksi halde çocukta ciddi hastalıklar görülecektir. Fetüse yakın bu virüs genetik yollarla tip 1 diyabeti başlatıyor.

Fetüs çok küçük bile olsa bundan etkileniyor. Tiroid hastalıkları, çölyak, diyabet, MS gibi rahatsızlıklar da bu riske dahil. Gebelik sırasında insülin üreten pankreas hücreleri viral enfeksiyonlar yoluyla bebeğe zarar veriyor. İsveç Lund üniversitesi de ilgili çalışmaları yürütmüştür. Bunlar, aynı zamanda anti-rotavirüs ve anti-CoxB3 antikorları için test edilmiştir. Tüm bu virüsler diyabetin ana karnındaki nedenleridir.
Kaynak.7gunsaglik.com

Yeni Doğan Sarılığı Nedir?

Yeni Doğan Sarılığı…
Doğumun ardından gelen ilk 28 günlük sürece yeni doğan süreci denmektedir. Bu dönem içerisinde bebeklerde görülen sarılığa da yeni doğan sarılığı adı verilmektedir. Yeni doğan sarılığı; erken dünyaya gelen bebeklerde %80 oranında görülürken bu oran gününde doğan bebeklerde %60 oranında görülmektedir. Yeni doğan sarılığı geçici ve 1 – 2 hafta içerisinde son bulan bir hastalıktır.

Sarılığı meydana getiren; bilirubin yani vücudumuza sarı rengini veren maddenin, kanda yüksek düzeye ulaşarak, deri üzerinde toplanması sonucu oluşmaktadır. Bu nedenle bebeklerin ciltleri sarı bir renk alarak sarılık hastalığını ortaya çıkarır.
Bilirubini maddesini, doğumun hemen ardından bebeğin karaciğerinin temizlemesi gerekir. Fakat karaciğerin bu maddeyi temizleyecek duruma gelmesi biraz zaman alacağı için bu süreçte yeni doğan sarılığı kendini gösterir. Bilirubin maddesinin temizlenmesi ile sarılık hastalığı kendi kendine geçmeye başlar. Bilirubin maddesini atamayan bebeklerde, sarılık giderek ilerleyerek beyne zarar verebilir. Bu nedenle erken teşhis ve tedavi çok önemlidir. Yeni doğan bebeklerde ilk hafta sarılık testleri yapılmalıdır. Normal şartlarda sarılık doğumun 2.günü başlar, 5. Günü maksimum seviyesine ulaşır ve diğer günler gerilemesi beklenir.

Yeni Doğan sarılığı; önce yüzde, karın, göğüs, kol, bacak ve göz akında kendini gösterir. Bebekte uyuma isteği ve iştahsızlık görülür. Sarılık düzeyi zarar yaratacak düzeye geldiğinde hastanede gözetim altına alınan bebek,, fototerapi yani florasan ışığı altında yatırılarak tedavi edilir. Sarılığı bebekler dışkılarıyla atarlar. Bu nedenle bebeği iyi besleyerek dışkı üretimini arttırmak sarılığı önlemenin başka bir yoludur.
Kaynak.7gunsaglik.com

Canan Karatay’dan Vekillere Obezite Fırçası Video


Dogal Yaşam Alternatif Tedavi . Canan Karatay’dan Vekillere Obezite Fırçası Video

Canan Karatay Söğüş Yeyin Hastalıktan Kurtulun Video


Dogal Yaşam Alternatif Tedavi
. Canan Karatay Söğüş Yeyin Hastalıktan Kurtulun Video

Nikotin Bağımlılığı Nasıl Yenilir?

Herkesin sigara ve tütün ürünlerini bırakmak için bir sebebi ya da sebepleri olmalı. Çocuk varsa onlar düşünülmeli, hastalığık varsa ilerlemesi engellenmeli ve bunun gibi sebepler artırılabilir. Pasif içicilik bilindiği gibi sigara dumanına maruz kalmaktır. Bu da en az içmek kadar sakıncalıdır. Uzun vadede başarılı ve kesin sonuç için bunlar göz önüne alınmalıdır. Hedef tarih seçin veo tarihe kadar azaltın o tarihte de dönüşü olmadan bırakın. Planı ertelemeyin o zaman bırakamazsınız. Bu hafta içinde tüketilen nikotin miktarını azaltın. Hedefinizi arkadaşlarınızla paylaşın.

Bağımlı arkadaşlarınızla birlikte bu kararı alın birlikte planı gerçekleştirmek size güç verecektir. Aksi halde yanınızda içenler oldukça hatırlayacak ve isteyeceksiniz. Iş yerinde ne kadar içtiğinizi not alın. Nikotin bandı ve sakız da bırakmada yardımcıdır. Tütün çiğnenir ya da elektronik sigara tercih edilir. Bağımlılığı yenmek için tetikleyiciler uzak tutulmalıdır.ilk temiz gününüzde normal rutininizi değiştirin. Tamamen yeni bir hayata adım attınız.

Sağlıklı ve dengeli bir kahvaltı yapın. Sağlıklı beslenin, aık havada yürüyüş yapın, dolaşın gezin ve eğlenin. Ilık bir duş alın köpeğiniz varsa yürüyüşe çıkın. Yeni şeyler deneyin ve aklınızı meşgul edin. Bu da sigarayı bırakmada yardımcı ve etkilidir. Bir kursa yazılabilirsiniz, yeni kişilerle tanışabilir, keşif gezilerine turlara katılabilirsiniz. Müzik, dans, yoga, tiyatro, video oyunları oynamak, hayvan barınaklarını ziyaret etmek gibi akıl dağıtan değişik aktivilere katılın. Sigara içmenin yasak olduğu kafelere gidin. Duygularınızı yazın günlük tutun. Değişimlerinizi okuyun ve yazın bundan da güç alırsınız.

Her nikotinsiz geçen gün için kendinizi ödüllendirin. Bir kavanoz dolusu parayı böylece biriktirebilirsiniz. Yazın istediğiniz tatile de gidersiniz. Sigaraya verdiğiniz parayı kutuya atın, sonunda ya tatil ya da masaj ve spor seçimini yapın. Sigara bağımlılığını yaratan nikotin sigara dumanıyla vücuda alınan 4000 kimyasal maddeden biridir ve bu maddeler içinde beyne etkisi en belirgin olanıdır. Her sigara ile vücuda 1-2 miligram nikotin alınır. Nikotin solunduktan 10 saniye sonra beyne ulaşır. Sigarayı bırakmak daha uzun yaşama şansınızı büyük ölçüde artırmak için yapabileceğiniz tek şeydir.
Kaynak.7gunsaglik.com

Fazla Alkol Öğrenmeye ve Hafızaya Zarar Veriyor

Akşamdan kalma olmak geçirilen gecede ne kadar eğlenceli olursa olsun sağlığı her bakımdan olumsuz etkiler. Alkolü sınırlı ve bilinçli tüketmek gerekir. Fazla alkol almak, beynin öğrenme bölgesini etkiler ve zarar verir. Bu nedenle yıpranan beynin öğrenme ve hafıza bölümleri gençlerde uzun süreli hafıza kaybı, geç hatırlama, hatırlayamama ve öğrenememeye yol açar. İspanya’da klinik deneysel bir araştırma yapılmış ve 18-20 yaşlarındaki 122 üniversite öğrencisi fazla alkol tüketmiştir. Daha sonra basit bir dil ve hafıza testinden geçmişlerdir. Bu gurubun yarısı daha ılımlı alkol almıştır.

İlk testte kelime tatbikatlarında giderek zorlanılmıştır, ılımlı içenler ise daha başarılı olmuştur. Alemci denilen alkolizme yenik düşenler ayrıca esrar kullanımı, aile öyküsü ve ruhsal bozukluk gibi faktörlerle hiçbir testten geçememişlerdir. Çalışmada aşırı içme ve bellek bozukluğu arasında bir neden-sonuç ilişkisi ispat edilmemiştir. Aşırı alkol öğrenme becerilerini engeller ve dikkati dağıtarak odaklanmayı da önler. Özellikle bazı beyin bölgeleri, hipokampus ve prefrontal korteks ile bağlantılı görevleri ile aşırı içme ve zorluk arasında "net bir ilişki" vardır. Hipokampus özellikle alkolün toksik etkilerine karşı savunmasızdır.

Los Angeles’taki Güney Kaliforniya Üniversitesi’nde klinik psikiyatri ve davranış bilimleri yardımcı doçenti Thomas Hicklin bu araştırmanın gençler arasında bilinçlenme yaratmasını umduğunu dile getirmiştir. Bu riskler göz önüne alınmalıdır. Bu önemli ve çok yönlü bir sorundur maalesef aşırı içme konusunda akran baskısı yüksektir. Kalıcı içiciliğe bir adımdır arkadaş ortamları iyi bir başlangıçtır. Uzun vadeli çalışmalarda alkolü azaltan ve bırakan öğrenciler arasında yeniden bir araştırma yapılacaktır. Bu tür çalışmalar kısa vadeli bellek üzerinde ağır içmenin yanı sıra akademik performans etkileri de değerlendirilecektir
.Kaynak.7gunsaglik.com

Evde Spor Yapmanın İncelikleri ?

SON yıllarda artan iş yükü nedeniyle spora vakit ayıramayanlar, bu ihtiyaçlarını evlerine aldıkları spor aletleriyle karşılamaya çalışıyor. Ancak sakatlanmamak için evde spor yaparken çok dikkatli olunması gerekiyor.

Evde sporun doğru yapılması halinde faydalı olabileceğinin altını çizen Adana Çukurova Üniversitesi (ÇÜ) Beden Eğitimi ve Spor Yüksekokulu Antrenörlük Eğitimi Bölümü Spor Sağlık Bilimleri Anabilim Dalı Başkanı Yrd. Doç. Dr. Dilek Sevimli “Spora başlamadan önce muhakkak bir uzman kontrolünden geçilmesi gerekiyor” diyor. Sevimli, evde spor yapanlara şu uyarılarda bulunuyor:

* Evde spor yapacak olan kişi önce yürüyüşle başlamalı. Kısa bir yürüyüşün ardından mutlaka germe ve kas egzersizlerini boyundan başlayarak ayak bileğini çalıştıracak şekilde yapmalı. Tüm kas grupları ısındırılmalı.

* Isınma bölümü 8-10 dakika olmalı. Daha sonra ilk 1 ay için 20 dakika yürüyüş ve koşu yaparak vücut spor ritmine alıştırılmalı.

* Vücut spora alıştıktan sonra tempo artırılabilir. Zaten sporda ilk 20 dakikadan sonra yağ yakma işlemi başlar. Bunun için ilk etapta kilo vermeyi düşünmemek lazım. Bu nedenle ilk bir ayın ardından yine 8-10 dakika ısınma hareketleri yapıldıktan sonra tempo artırılabilir. Bu dönemde spor süresi ısınma evresi hariç 45 dakikayı geçmemeli. Bir gün spor yapılıyorsa bir gün ara verilmeli. Vücut dinlendirilmeli.

* Spor, vücudun ritme uyum sağlayacağı zamanlarda yapılmalı. Sabah çok erken yapılmamalı, çünkü sabah saatlerinde vücudun ısınması daha güç oluyor. Vücudun egzersize uyum sağlaması geç olduğu için kişi 30 dakikada alacağı verimi 50 dakikada ancak alabiliyor. Sabah 9 veya 10 gibi saatler uygun ancak bu da iş nedeniyle uygun değilse akşam yemekten en az 2 saat sonra spor yapılmalı. Isınmadan spor yapmak kalbe zarar veriyor.
Kaynak.7gunsaglik.com

Mobil İdrar Tahlili Yapılacak, Özellikleri Neler?

Yakın zamanda sağlık sorunları teknolojiyle özdeşleşecek. Akıllı telefonlarla idrar tahlili yapılacak ve mobil kliniklere sunulacak..

Akıllı telefonların kameraları üzerinden idrar tahlili yapan ve bir dizi tıbbi durumu analiz edebilen bir uygulama, Los Angeles’taki TED konferansında tanıtıldı.

25 sağlık sorunuyla ilgili inceleme yapabilen ve sorunları teşhis edebilen ”Ucheck” adlı test Teknoloji Eğitim ve Tasarım’dan (TED) Myshkin Ingawale tarafından geliştirildi. BBC’ye konuşan Ingawale, "tıbbi testlerin kullanıcıların ellerinde olması gerektiğini" söyledi.
Uygulama ile idrarda glikoz, protein ve nitritler de dahil olmak üzere 10 elementin değerlendirmesi yapılabiliyor. Bu testler şeker hastalığı, idrar enfeksiyonu, kanser ve karaciğer sorunlarının yanı sıra genel sağlık sorunlarının tespiti için de kullanılıyor. Fiyatı 20 dolar civarında olan uygulamayı satın alanlara bir adet özel zemin (mat) ve beş adet test şeridi gönderiliyor.

Testler için kullanıcılar, idrarlarını topladıkları kabın içine standart test şeridi batırıyor. Ardından bu şerit uygulama tarafından sağlanan matın üzerine yerleştiriliyor. Bu mat ışık ve aydınlanma koşullarından bağımsız olarak renklerin normalleştirilmesi işlevini görüyor. Bu şeridin çekilen fotoğrafları, uygulama tarafından incelenerek sonuçlar elde ediliyor.

Apple’ın uygulama mağazasından mart sonu itibariyle satın alınabilecek olan “Uncheck”in yakında Android versiyonu da çıkarılacak.
Uygulamanın bireysel kullanım dışında, Hindistan’ın Mumbai kentindeki King Edward Memorial Hastanesi gibi yerlerde de kullanılması planlanıyor. Uygulamanın güvenilirliği bu profesyonel ortamlarda, laboratuvar makineleriyle yan yana kullanılarak tespit edilecek. Ingawale, "Sonuçların olumlu olması durumunda, uygulamanın mobil kliniklere de sunulması bekleniyor" dedi.
Kaynak.7gunsaglik.com

Gece Sık Tuvalete Çıkanlar Dikkat

Gece sık tuvalete kalkan kişilerde en büyük sorun ne? Üroloji uzmanları bu durumun yaşam kalitesini etkilediğini ve önemli olabileceğini söylüyor.
Ürolji Uzmanı Doç. Dr. Abdullah Gedik, hastaların idrarını rahat yapamadığı için mesanede kalan idrar miktarının, sık tuvalete çıkmaya neden olduğunu söyledi.

Üroloji polikliniklerine en çok başvuran hastaların başında gece sık tuvalete çıkma şikayetinin geldiğini belirten Doç. Dr. Gedik, bu durumun hastaların yaşam kalitesini olumsuz yönde etkilediğini ifade etti. Genel kanı olarak gece sık tuvalete çıkan hastalarda en sık rahatsızlığın prostat sebebi olduğu düşünüldüğünü aktaran Doç. Dr. Gedik, klinik tecrübelerinde bunun her zaman prostata bağlı bir rahatsızlık olmadığıyla karşılaştıklarını da vurguladı.

Gece sık tuvalete kalkan hastalarda en önemli sorunun prostat büyümesi olduğunu dile getiren Doç. Dr. Gedik, "Bunun dışında bazı kalp hastalıklarında hipertansiyon ilaçlarının bazıları yine gece sık tuvalete çıkmaya sebep olabiliyor. Şeker hastalığı yine benzer şekilde tuvalete çıkma sıklığını artırabilmekte. Bizim en çok gözümüzden kaçan tedavide en çok zorlandığımız veya tanısını koymakta en çok zorlandığımız gece sık tuvalete çıkma nedenini oluşturmakta.

Prostat hastalarında prostat büyümelerine bağlı olarak gece sık idrara çıkma, genellikle hasta idrarını rahat yapamadığı için mesanede kalan idrar miktarı sık tuvalete çıkmanın sebeplerinden birini oluşturuyor. Hasta gece idrarını boşaltamadığı için tekrar tekrar kalkıp tuvalete gitmekte, her seferinde idrarının bir kısmı içeride kaldığı için sık tuvalete çıkma durumu ortaya çıkmakta. Bazı tansiyon ilaçları, içinde idrar söktürücü etkiler içeren bazı ilaçlar da hastalarda gece sık tuvalete çıkmaya sebep olabilmekte. Biz bu hastalarda kullandığı ilaçların dozuna göre ilaçların kullanım saatlerini düzenleyerek veya ilacı daha erken saatlere alarak hastaların gece sık tuvalete çıkma durumlarını azaltmaya çalışıyoruz" dedi.

"PROSTAT DEĞİL KULLANILAN İLAÇLAR KISIRLIĞA YOL AÇIYOR"
Hastaların mesanesinde anormal kasılmaların da gece sık tuvalete çıkmaya neden olabildiği anlatan Doç Dr. Gedik, "Aşırı aktif mesane gece sık tuvalete çıkmanın sebeplerini oluşturmakta. Prostat ağırlığı belli bir standardın altında ise bazı ilaçlarla gece sık tuvalete çıkma tedavisi yapılabilmekte. Şeker hastalarında bol miktarda ve sık tuvalete çıkma sorunu olabilir.

Tedavide en önemlisi şeker hastalarının kan şekerinin sürekli kontrol edilmesi tuvalete çıkma sıklığını azaltmakta. Prostat hastalığı kısırlığa sebep olmamakta. Ancak prostat büyümesi tedavisinde kullanılan bazı ilaçlar ejeklüatın geriye doğru atılmasını engelleyerek hastalarda kısırlığa sebep olabilmekte. Yani prostatın kendisi değil kullanılan ilaçlar kısırlığa sebep olabilmekte" diye konuştu.
Kaynak.7gunsaglik.com

İdrar Testinde İltihap Çıkıyorsa Dikkat

Sistit ya da herhangi bir enfeksiyon şikayetiniz yok; ancak rutin kontrollerinizde yaptırdığınız idrar testlerinde iltihap çıkıyorsa bunu dikkate almanızda fayda var.
Herhangi bir şikayet olmamasına rağmen idrar testlerinde çıkan iltihabın nedenini Hisar Intercontinental Hospital İç Hastalıkları Bölümü Uzmanı Dr. Fatma Kural Aydın’a sorduk…

Kadınlarda üretra adı verilen mesane çıkışının anatomik olarak kısa olması nedeniyle özellikle E.coli kaynaklı sistit ve diğer üriner sistem enfeksiyonlarının daha sık görüldüğünü belirten Uzm. Dr. Fatma Kural Aydın; ‘Kadınlar bu tür enfeksiyonlara daha yatkındırlar. Üriner sistem enfeksiyonlarında genellikle idrarda yanma, sık idrara çıkma, kasıklarda ağrı gibi belirtiler olur. Bu belirtiler yoksa ve check up gibi başka nedenlerle yaptırdığınız tetkiklerde ağrı olmamasına rağmen idrarınızda iltihap saptanıyorsa kesinlikle ihmal etmeyin. Bu tüberküloz ya da cinsel yolla bulaşan hastalıklara bağlı olabilir. Cinsel yolla bulaşan hastalıklar insandan insana bulaşır. Kaynak; bu hastalıkları hiçbir semptom olmadan taşıyıcı olarak ürogenital sistemlerinde taşıyan insanlardır. Yani bir kişide cinsel yolla bulaşan hastalık etkeni saptandığında bu hastalık en az bir kişide daha var anlamına gelir. Bazen bu durumlar kadınlarda rahim ağzı iltihabına neden olarak renkli ve kokulu akıntıya yol açarak; hiçbir bulgu olmadan bu tür mikroplar için taşıyıcılık gelişip partnerin tekrar tekrar enfeksiyon kapmasına sebep olabilir. Bundan dolayı da kişilere bu tür hastalıkların tanısı konduğunda mutlaka partnerleri ile birlikte tedavi edilmelidirler. Tanılar rutin idrar kültürleri değil özel idrar kültürlerinde saptanır. Bu nedenle herhangi bir testte idrarda iltihap saptanması durumunda mutlaka doktora başvurulmalı ve idrar kültürü, vajen kültürü gibi ek tetkikler yapılmalı, iltihaba neden olan bir bakteri olup olmadığı araştırılmalıdır. Bu nedenle idrar tahlilinizde iltihap çıkarsa mutlaka hekiminize başvurarak ek tetkikleri yaptırın ve kontrollerinizi ihmal etmeyin.’ açıklamasında bulundu.
Kaynak.7gunsaglik.com

Enerji Seviyenizi Yükselten Harika Yiyecekler

Özellikle diyet yapanların bol enerjiye ihtiyacı vardır.

Modu yükselten ve enerji veren besinleri öğrenelim. Ayrıca ruhumuza da iyi gelen besinlerden biri de elmadır.

Enerji, ruh hali ve metabolizmayı destekleyen yiyecekler vardır. Beyin kimyasallarına etki ederler.

Daha fazla kalori yakmayı sağlayan vücuda bu sinyali veren ve mutluluk veren besinlerden biri de kremasız şekersiz kahvedir.

Kan şekerini sabitler. Akıllı karbonhidratlar. Enerji ve ruh hali için hayati öneme sahiptirler. Serotonin düzeylerimizi yükseltir.

Yorgunluk, kan şekeri düşmesi ve karamsarlığa birebirdir tatlılar ve karbonhidratlar.

Diyet versiyonu da esmer ekmek, makarna, pirinç gibi tam tahıllardır. Badem ve fındık. Protein ve magnezyum minerallerini içerir.

Enerji içeren şeker içerir. Magnezyum özellikle enerji ve güç verir. Bazı balık türlerinde de bulunur. Yağsız ve derisiz balık ve tavuk eti de idealdir.

Beyni etkiler mutluluk güç ve tokluk verir. B12 içeren etler uykusuzluk ve depresyona iyi gelir. Çay ve siyah kahve de arada gereklidir. Folat deposu yeşil yapraklı sebzeler de tüketilmelidir.

Ispanak ve marulda enerji boldur. Baklagiller, fındık ve narenciye de faydalıdır. Lifli besinler gün boyunca tok ve sağlam tutar. Fasulye, meyve, sebze ve tahıl tüketin.

Metabolizmayı hızlandırmak için bolca su için. Şekersiz tüm içecekler enerji verir. Sulu sebze ve meyvelere yönelin. Elma, kereviz ve yulaf ezmesinde de su bulunur.

Enerji ve ruh haline bitter çikolata da birebirdir. Teobromin maddesi içerir. Gün boyu enerjik kalmak için altın öneri ise kahvaltıdır.

Tam tahıllı karbonhidrat, yağsız protein ve bolca lif tüketin. Egzersiz de depresyona bire birdir. Günde en az 15 dakika yürüyün..Kaynak.7gunsaglik.com

Basur Ağrısı ve Tedavisinde Yeni Bir Yöntem

Hemoroid yani basur yaşamı zorlaştırır. Yeni tedavi yönteminde başarı oranı yüzde 90. Peki bu yöntemin ayrıntıları neler, cerrahi bir yöntem mi?

Çok fazla ağrı yapan, kişinin hayatını kabusa çeviren basurdan (hemoroid) kurtulmak artık çok kolay. Doktorlar Merkezi Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Korhan Taviloğlu; hemoroid tedavisiyle ilgili bilgi verdi:
Hemoroid nedir?
Hemoroid veya basur; sürekli kabızlık-ishal, aşırı ıkınma, yanlış tuvalet alışkanlıkları veya hamilelik nedeniyle makat bölgesinde bulunan yastıkçıkların yapısının bozulmasıdır. 50 yaş civarındaki her iki kişiden birinde görülür. Dış basur; makat bölgesinin en hassas ve ağrıya duyarlı olan bölgesinde oluşur. Buradaki damar pıhtılaşırsa, ağrılı bir şişlik oluşturur. İç basur ise makattan dışarıya sarkan şişliktir. Çoğunlukla tuvalet sonrası temizlik işlemi sırasında fark edilir.

BAŞARI ORANI YÜZDE 90
Tedavisi nasıl oluyor?
Beş çeşit tedavi yöntemi uygulanıyor:
Ayaktan tedavi: Lokal anestezi ile beş dakika gibi bir sürede sorun çözülüyor. Hasta yarım saat dinlendikten sonra işine dönebiliyor.
Boğma girişimi: Bu yöntemde; hanımların saçlarına taktığı toka gibi bir lastik; makat içine ışıklı bir alet ile yerleştirilir. ‘Bant girişimi’ olarak da adlandırılır. Bu tedavide, bölgedeki basur damarı boğulur. Genellikle birinci ve ikinci derecedeki hemoroidlerin tedavisinde tercih edilir. Başarı oranı yüzde 80-90, komplikasyon riski ise yüzde 1-3’tür.
Lazerle yakma: İnfrared adı verilen değişik dalga boyundaki lazer ışınıyla damarlar küçültülür. Lazer ile hemoroid tedavisi olarak da anılır. Her hemoroid memesine ortalama 1.5 saniye boyunca ışın verilir.
Elektrikle yakma: Basura neden olan kan damarları; bipolar elektrik akımı veya nadiren direkt akım ile yakılır. Birinci ve ikinci derecede hemoroidlerde uygulanır.
İğne tedavisi: Makat bölgesine, kireç oluşturan bir madde enjekte edilir. Bu yöntem ‘skleroterapi tedavisi’ olarak bilinir. Bu tedavide; hemoroidi besleyen toplardamarlarda, yeni bir damarın şişmesi engellenir.

BASUR İÇİN PRATİK ÖNERİLER
Lif takviyeleri: Her gün karnıyarık otu tohumundan (Psyllium) iki çay kaşığı alınması tavsiye edilir.
Probiyotikler: Sindirim için yararlı mikroorganizmalar anlamına gelen probiyotikler; hemoroid tedavisini destekler.
Doğal yöntemler: Patlıcan sapı ve incir yaprağının kaynatılarak içilmesinin veya bu su ile oturma banyosu yapılmasının faydalı olduğu söylenir. Pamuğun, zeytinyağı veya kantaron yağına batırılarak makat etrafına sürülmesi de yararlı olur.
Oturma banyosu: 10-15 dakika süre ile günde dört-beş kez, ılık suyun (24-27 derece olacak, yani dirseği yakmayacak) içine oturmak; ağrıların azalmasını sağlar.
Kremler: Hekim önerisi ile sıklıkla nitrogliserin, kortizon ve çinko oksit içerikli kremler ile makata masaj yapılması tedavi sürecini destekler.

TUVALETE GAZETE OKUMAKTAN VAZGEÇİN
Bu hastalıktan korunmak için neler yapılabilir?
Posadan zengin bir beslenme tarzını benimsemek.
Tuvalette uzun zaman geçirme, tuvalette gazete okuma veya bulmaca çözme ve aşırı ıkınma gibi alışkanlıkları terk etmek.
Çocuklara, tuvalete ihtiyaç duydukları anda gitmeleri ve orada uzun zaman geçirmemeleri gerektiğini öğretmek.
Düzenli olarak egzersiz yapmak.
At, motosiklet veya bisiklete binmenin basur açısından olumsuz etkilerinin olduğunu bilmek.
Halter, vücut geliştirme ve güreş gibi ağır sporların da zorlanma nedeniyle basuru tetiklediğini unutmamak.

MUZ VE BİBER YİYİN PİZZADAN UZAK DURUN
Basur en çok kimlerde görülüyor?
Uzun süre oturmayı gerektiren mesleklerde, motosiklete ve bisiklete binenlerde, kronik kabızlığı veya ishali olanlarda ve genetik yatkınlığı bulunanlarda sık görülür.
Hangi gıdalar basura dokunur?
Baharatlı gıdalar (kırmızı biber, kara biber, pul biber, acı biber, isot gibi), lahmacun, çiğ köfte, hamburger, pizza, ketçap, turşu, sosis, turunçgiller (limon, mandalina, portakal, greyfurt), aşırı tüketilen çay ve kahve, süt ürünleri, asitli içecekler, enerji içecekleri, fazla tuzlu gıdalar ve konserveler.
Nasıl beslenilmeli?
Lifli gıdalar ağırlıklı olmalıdır. Basurdan korunmak için; mısır, mısır gevreği, esmer pirinç, kuru üzüm, kuru kayısı, kuru incir, kuru erik, fındık, ceviz, lahana, karnabahar, havuç, patates, ıspanak, kuşkonmaz, kabak, şalgam, brokoli, esmer ekmek, keten tohumu ve şeker pekmezi tüketilmelidir.

Kaynak.7gunsaglik.com

Hipertansiyon Her Yaşta Görülebilir

Belli bir yaşa erişen her çocuk yetişkinlerde görüldüğü sanılan tansiyon hastalığına yakalanabiliyor. Bu durumu önlemek için de kontrollere erken yaşta başlamak gerekiyor..

Erciyes Üniversitesi (ERÜ) Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Zübeyde Gündüz, sıklıkla erişkinlerde görülen hipertansiyonun çocuklarda ve bebeklerde de görülebileceğini belirterek, ”3 yaş üzerindeki çocukların her yıl kan basıncı ölçümlerinin yapılması gerekir” dedi.

Her yaş grubunda kan basıncının ideal değerinin değişebildiğini, bu nedenle de çocuklarda hipertansiyon tanısı koymanın zor olduğuna dikkati çeken Gündüz, ”Hipertansiyon sıklıkla erişkinlerde görülür ancak çocuklar ve bebeklerde bile yüksek kan basıncı olabilir. 10 yaş altındaki çocuklarda yüksek kan basıncı genellikle tıbbi bir durumun sonucudur. Bazı çocuklarda şişmanlık, kötü beslenme, hareketsiz yaşam gibi erişkinlerle aynı nedenlerle kan basıncı yükselir. Yüksek kan basıncı tedavi edilmezse kalp, beyin, böbrekler ve gözlerde hasara neden olabilir ancak, erken tanı ve tedaviyle çocuk normal yaşamına devam edebilir” diye konuştu.

Gündüz, birçok çocuk hastada hipertansiyonun belirti göstermeyebileceğini ifade ederek, bazı çocuklarda ise göğüs ağrısı, yorgunluk, konsantrasyon zorluğu, baş ağrısı, uykusuzluk, burun kanaması ve büyüme geriliği gibi belirtiler görülebileceğini anlattı.

Ağır olgularda ise görme bulanıklığı, nefes darlığı, havale ve şuur bulanıklığı gelişebileceğine işaret eden Gündüz, ”3 yaş üzerindeki çocukların her yıl kan basıncı ölçümlerinin yapılması gerekir” ifadesini kullandı.

Gündüz, çocuklarda erken doğum, düşük doğum ağırlığı, kalp hastalığı, böbrek veya idrar problemleri görülmesi halinde kan basıncı değerlerine dikkat edilmesi gerektiğini kaydederek, aşırı kilolu çocuklarda da değerlerin takip edilmesi gerektiğini anlattı.

”SESSİZ KATİL"
Küçük yaştaki kan basıncının kalpten çıkan aort damarı ile böbrek atardamarındaki problemler, böbrek hastalıkları, genetik durumlar ve hormon bozukluklarına bağlı olduğunu vurgulayan Gündüz, ”Bu tür kan basıncı yüksekliğine ‘ikincil (sekonder) hipertansiyon’ denir. Büyük çocuklarda ise özellikle çocuk fazla kilolu ise kan basıncı yüksekliğinin gösterilebilen bir nedeni olmayabilir. Bu tür kan basıncı yükselmesine de esansiyel veya birincil hipertansiyon adı verilir” şeklinde konuştu.

Prof. Dr. Zübeyde Gündüz, tuz tüketimi, şişmanlık ve düşük doğum ağırlığının kan basıncını etkileyebileceğine dikkati çekerek, şöyle devam etti:

”Tuz tüketimi, önemli bir durum olup, çok geç kalmadan azaltılmalıdır. Özellikle işlenmiş ve hazır yiyeceklerde tuz oranı çok fazladır. Çocukluk çağındaki şişmanlık hipertansiyon riskini arttırır. Şişman çocuklarda diastolik kan basıncı yüksekliği 2-4 kat, sistolik kan basıncı yüksekliği 4-5 kat daha fazladır. Doğum ağırlığı düşük olan çocuklarda şişmanlık, böbrek hastalığı ve kan basıncı yüksekliği riski daha fazladır.

Yüksek kan basıncı kalp ve atardamarlar üzerine fazla yük binmesine neden olacaktır. Kalp daha güçlü kan pompalamak ve atardamarlar yüksek basınç altında hareket eden kanı taşımak zorundadır. Yüksek kan basıncı uzun süre devam ederse kalp ve arterler bu şekilde daha fazla çalışamazlar, kalp yetmezliği gelişebilir. Böbrekler, gözler ve beyin de etkilenebilir.”

Hipertansiyonu olan insanların hiçbir belirti olmadan yıllarca yaşayabileceklerini vurgulayan Gündüz, ”Bu nedenle yüksek kan basıncı ‘sessiz katil’ olarak da adlandırılır. Kişide herhangi bir belirtinin olmaması yüksek kan basıncının vücudu etkilemediği anlamına gelmez” dedi.

”BEYAZ ÖNLÜK HİPERTANSİYONU"
Prof. Dr. Gündüz, tanı koymanın tek yolunun kan basıncının ölçülmesi olduğunu anlatarak, yüksek kan basıncı ölçülen hastaların yakından izlenmesini gerektiğini, tanı konulması için üç farklı zamanda yapılan kan basıncı ölçümlerinin yüksek olması gerektiğini bildirdi.

Bazı kişilerde ”beyaz önlük hipertansiyonu” adı verilen kan basıncı yükselmeleri olduğuna işaret eden Gündüz, ”Bu durum muayenehanede ölçülen kan basıncının yüksek, diğer zamanlarda normal olmasını ifade eder. Yaşam içinde kan basıncı ölçümü adı verilen gün boyunca kan basıncının izlenmesi tekniği, gerçek hipertansiyon ile beyaz önlük hipertansiyonunun ayırt edilmesini sağlar” dedi.
Kaynak.7gunsaglik.com

Düzensiz Uyku Hipertansiyona Yol Açıyor

Düzenli uyku ve dengeli beslenme ile birçok hastalığın önüne geçilebiliyor. Tansiyon hastaları için düzgün uyumak çok önemli, aksi halde hiper tansiyon ortaya çıkabiliyor.

Az uyumanın, dirençli hipertansiyonu artırabileceği belirlendi.

Amerikan Kalp Derneği tarafından yapılan araştırmaya, 200’den fazla yüksek tansiyon hastası katıldı. Bilim insanları, uyku kalitesi düşük olanların, dirençli hipertansiyona yakalanma riskinin iyi uyuyanlardan neredeyse 2 kat fazla olduğunu gördü.

Araştırmada, yüksek tansiyon hastalarının uyku sorunu yaşama ihtimalinin daha fazla olduğu, düşük uyku kalitesinin de dirençli hipertansiyonu tetikleyebileceği vurgulandı.

İtalya’daki Pisa Üniversitesi tarafından desteklenen araştırmada, kadınların uyku kalitesinin erkeklere göre daha düşük olduğu da belirlendi.

Dirençli hipertansiyon, kan basıncını düzenleyen 3 ilaç alınmasına rağmen düşmeyen yüksek tansiyon olarak tanımlanıyor.
Kaynak.7gunsaglik.com

Renal Denervasyon Yöntemi İle Hipertansiyona

Hiper tansiyon hastaları hayatlarını sıkıntılı geçirir. Yeni bir araştırmaya göre artık ilaca bağlı kalmadan radyofrekans ile bu hastalık tedavi edilebilecek.

İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nden Prof. Dr. İbrahim Keleş, yeni uygulamaya başlayacakları kan basıncını düşürmeye yarayan radyofrekans yöntemiyle, hipertansiyon hastalarını ilaca bağımlılıktan kurtaracaklarını belirtti.

Keleş yöntemle ilgili şu bilgileri verdi:

“Renal denervasyon yöntemi, böbreğin santral sinir sistemiyle ilişkisini kesmeye dayanıyor. Tedavide radyofrekans dalgaları kullanılarak böbrek arterinin çevresindeki sempatik sinirler devre dışı bırakılıyor. Bu işlem anjiyoya benzer bir yöntemle yapılıyor ve 30 dakika sürüyor. Hastalar 1-2 gün sonra taburcu ediliyor. Bu yöntemle hastaların kan basıncında ciddi anlamda düşüş görülüyor. Böylece hastaların ilaç ihtiyacı büyük oranda azaltılıyor.”
Kaynak.7gunsaglik.com

Tıbbi Mantarlarla Gripten Tamamen Korunun

Soğuk havalarda grip, nezle, soğuk algınlığı, faranjit gibi ağır vakalarla sıkça karşılaşırız.

Siz bu mevsim hasta olmayın. Mantarların griple ne gibi bir ilgisi var, tıbbi mantar nedir, gribe karşı bizi nasıl korur ne işe yarar görelim. Az bilinen ve Çin tıbbında sıkça kullanılan tıbbi mantarlar gribe çaredir. Bağışıklık sistemini uyarıcı bir etken maddeye sahiptir. beyaz kan hücrelerini destekler. Bu proteinlerin üretimini uyararak bağışıklığı korur ve viral hastalıkların vücuda girişini engeller.

Grip olmuş kişilerle yakın temas halinde olmayın bu ortamlardan hemen çıkıp elinizi yüzünüzü su ve sabunla iyice yıkayın. Mantar gövdesini oluşturan ipliksi hücreler lifleri en faydalı kısmı. Poria özü deniliyor ve besin takviyesi halinde kullanılabiliyor. İnflamasyonu yani iltihaplanmayı azaltıp önlüyor. Ağrılı şişmeli viral bakteriyel tüm hastalıklara karşı kalkan rolü üstleniyor.

Poria polisakkaritler bağışıklık fonksiyonunu etkileyen bir karbonhidrat türüdür. Triterpenoidler ise antioksidan etkileri olan bileşiklerindendir. Bu iki mucize etken maddesi sayesinde gripten korur. Binlerce yıldır poria yani tıbbi mantarlar, diüretik, yatıştırıcı ve tonik etkileri ile geleneksel Çin ve Japon ilaçlarında kullanılmaktadır. Bağışıklık sistemini korur ve dış etkenlere yanıtını güçlendirir..Kaynak.7gunsaglik.com.tr,

Depresyon Nedir, Nasıl Anlaşılır, Tedavisi Nedir?

Kendimizi her zamankinden aşağıda ve kötü hissetme durumudur. Ruh hali değişimi depresyon habercisi olabilir. Majör depresyon en az 2 hafta aralıksız sürer.
Günlük faaliyetlerin durdurulmasına kadar neden olabilir. Üzüntü ve ilgisizlik baş göstergeleridir.
depresyon nedir

Depresyon bir zayıflık işareti veya olumsuz bir kişilik değildir. Bu önemli bir halk sağlığı sorunu ve tedavi edilebilir bir tıbbi durumdur.Diğer kişilere göre çok farklı davranır.
Duygusal ve fiziksel belirtileri vardır. Üzgün ve kötü bir ruh hali, hiçbir şeyden zevk alamama, suçluluk ve değersizlik hissi, umutsuzluk, intihar ve ölüm düşünceleri ruhsal belirtileridir.
depresyon tedavi

Fiziksel belirtileri ise, yorgunluk, enerji azalması, uykusuzluk, aşırı uyuma, sabah erken uyanma, baş ve vücut ağrıları, kramp, sindirim sorunlarıdır. İştah kaybı ya da açılması, kilo kaybı ya da aşırı alımı da diğer belirtileridir.
Depresyonda olan kişilerde intihar girişimleri gözlenebilir bu nedenle hassas ve dikkatli olunmalıdır. Zarar verici, saldırgan ve riskli davranışları olabilir. Herkes risk altında olabilir.


Günümüzün büyük sağlık sorunu depresyon, herkesi etkileyebilir. Genetik de burada etkilidir. Kardeş ve ebeveynde var ise çocukta da gelişebilir. Beyindeki kimyasalların yanlış veya eksik işleyişinden ileri gelir. Diğer tetikleyiciler bazı ilaçlar , alkol veya madde bağımlılığı, hormonal değişiklikler olabilir. Tedavide konuşma terapisi, psikolog tedavisi, ilaçlar, egzersiz, ışık terapisi, diyet terapisi yapılabilir. Hayvanlarla vakit geçirmek, sosyal olmak, son çare olarak elektriksel beyin tedavisine girmek gerekebilir..Kaynak.7gunsaglik.com.tr,

Susuz Kalmanızı Önleyen 15 Besin

Her gün 8 bardak su tüketmeliyiz. Sadece su içmek bazen görev gibi gelebilir bu yüzden size en çok su içeren sağlıklı 15 besini tanıtacağız.

Salatalık. %96.7 su içerir. En yüksek su içeriğine sahip salataların baş tacı yaz aylarının favorisi besinlerden biridir.
Marul. %95.6 su içerir. Yüksek oranda folat, lif ve K vitamini içerir.
Kereviz. %95.4 su içerir. Kaloriyi korur, sap başına 6 kalori içerir ve su taşır. A, C, E, K vitaminlerini içerir.
Turp. %95.3 su içerir ferahlatıcı kök sebzelerdendir yaz salatalarında denenebilir. Rengi ve lezzeti harikadır. Antioksidan deposudur.
Domates. %94.5 su içerir. Salata, sos, sandviç, yemeklerde ve aperatiflerde kullanılabilir. Salkım ve çeri türleri vardır.

Yeşil biber. %93.9 su içerir. Kırmızı ve sarı türleri de aynıdır. Su içeriği bol ve sağlıklıdır.
Karnabahar. %92.1 su içerir. Cilde renk verir, kolesterol ve meme kanserine karşı etkilidir. Vitamin değeri yüksektir.
Karpuz. %91.5 su içerir kanserle savaşan likopen ve antioksidanları içerir.
Ispanak. %91.4 su içerir.
Yıldız meyvesi. %91.4 su içerir. Tatlı ve ekşi türleri olan tropikal bir meyvedir.

Çilek. %91 su içerir. Böğürtlen, ahududu ve yaban mersininden daha suludur.
Brokoli. %90.7 su içerir. Tokluk hissi verir, lif, potasyum, A ve C vitamini içerir.
Greyfurt. %90.5 su içerir. Kiloyu düşürür kolesterolü düzenler.
Bebek havuç. %90.4 su içerir. Gözlere bire birdir su deposudur.
Kavun. %90.2 su içerir. A ve C vitamini içerir.
Kaynak.7gunsaglik.com

Enerjiyi Artıran ve Azaltan Besinler

İnsanların yakıtı enerjileridir. Var olan enerjimizi korumak ve artırarak daha sağlam ve güzel bir hayat sürmek için neler yapabiliriz görelim.

Yemek içmek, iyi uyumak, sevmek sevilmek, stressiz yaşamak, sevdiği şeyleri yapmak bunlar birer enerji kaynağıdır. Şimdi enerjiyi iyi ve kötü etkileyen birkaç besinden bahsedelim.

Sabahları kahvaltıda simit yeriz. Şeker ve kalori deposu bu seçim çok kötü bir seçimdir, güne kötü başlarsınız. Tatlılar ve rafine işlenmiş beyaz undan yapılan şeker içeren tüm besinlerden uzak duralım kilonun yanında kalp, obezite, diyabet, ağrılar ve enerji yoksunluğu halsizlik verirler.

Tam tahıllı ekmekler lif içerir güç verir. Metabolizmayı ve bağışıklığı ıspanak korur. B vitamini ve antioksidan içerir hücreleri korur enerji verir. Fasulye de lif içerir sindirimi iyidir. Daha çok siyah fasulye önerilir. Yoğurt tavsiye edilen enerji artırıcı besindir. Karbonhidrat ve yağı dengeler enerji verir tok tutar. Protein deposudur. Protein ve lif içeren besinlere sebze ve meyvelere yönelirsek gün içinde enerjik ve zihni açık olabiliriz.
Kaynak.7gunsaglik.com

Çocuklar İçin A’dan Z’ye Temel Besinler

A vitamini. Göz sağlığı için bire birdir, bağışıklık sistemini korur, enfeksiyonla mücadele eder. Havuç ve turuncu besinlerde bulunur. Kavun ve patateste de bulunur.

B vitamini. Enerji sağlar, anemiyi önler. Tiamin, riboflavin, niasin, folik asit, pantotenik asit, B6, B12, ve biyotin içerir. Tam tahıl, balık, tavuk, et, süt ve yeşil yapraklı sebzelerde bulunur.
C vitamini. Enfeksiyonlarla mücadele eder, gripten korur. Yaraları hızlı iyileştirir. Portakal, çilek, domates, kavun ve biberde bulunur.

D vitamini. Güçlü kemikler için idealdir, kalsiyum emilimini kolaylaştırır. Süt, tahıllar, balık ve yumurtadan alınabilir. Güneş de D vitaminidir.
Kalsiyum. Güçlü kemikler oluşturur ileride kemik sorunlarını önler. Süt ürünlerinde kalsiyum bulunur.

Kolin. Hücrelerin ihtiyacı vardır sinir sistemini onarır hücre içi mesajlaşmayı hızlandırır. Yumurta, balık, sığır eti, tavuk ve brokolide bulunur.
Demir. Oksijen ve kan pompalar, et, fasulye, tahıl ve yeşil sebzelerde bulunur.

Magnezyum. Vücut yapı taşlarındandır enerji verir. Kalbi korur. Tahıl, esmer pirinç, fasulye, badem ve kuruyemişlerde bulunur.
Potasyum. Hücre ve organlar için gereklidir. Kan basıncı ve tansiyon için önemlidir. Muz, patates, fasulye, süt ve yoğurtta bulunur.
Çinko. Bağışıklık sistemi ve vücudun gelişmesi için gereklidir. Tavuk, kahvaltılıklarda bulunur.
Kaynak.7gunsaglik.com

Bel Ağrısı Neden Olur, Nelerden Kaçınmalıyız?

Bel ağrıları her zaman fıtık olmayabilir. Belde yaşanan ortopedik sorunlardan kaçınmak için neler yapabiliriz? Doç. Dr. Kağan Tun anlattı..

Her 100 kişiden 80’inin hayatının bir döneminde mutlaka bel ağrısı çektiğini belirten Doç. Dr. Kağan Tun, hareketsizlik ve egzersize ayrılan sürenin kısalmasıyla bu şikayetlerin daha çok arttığına dikkat çekti.

Doç. Dr. Kağan Tun, basit ama beliniz için mühim 10 tavsiyeyi şu şekilde sıraladı:

EŞYA KALDIRIRKEN DİZİNİZİ BÜKÜN Yanlış pozisyonda yük kaldırmak belde rahatsızlığa sebep olan hatalı davranışların başında geliyor. Yerden bir eşya alacağınız zaman, dizlerinizi bükerek yere çömelin ve eşyayı bu pozisyonda kaldırın.

KİLO VERİN Kilo almak özellikle bel bölgesindeki diskleri zorluyor. Bütün vücudun ağırlığı bel bölgesindeki omurlara biniyor ve yük oradan bacaklara doğru dağılıyor. Eğer kişi kilo alırsa omurgaya binen yük artıyor. Fazla kilolarınızdan kurtulmak için sağlıklı beslenin ve düzenli egzersiz yapın.

YÜKSEĞE UZANMAYIN Bel ağrısına yol açan davranışlardan biri de yükseğe uzanmak ve yukarıdaki bir yükü almakla gerçekleşiyor. Başınızdan yükseğe uzanmayın, yüksekteki bir yerden ağırlık almayın.
Kaynak.7gunsaglik.com

Bacağın Sürekli Büyümesi Ne Anlama Gelir?

İngiliz bir gencin bir bacağı sürekli büyüdü ve devasa boyutlara ulaştı. Fil hastalığı da olabilen bu hastalığın içeriği nedir, kimlerde görülür?

İngiltere’de henüz tıp literatürüne geçmemiş bir hastalık yüzünden 3 yıl önce sol bacağı ampüte edilen, sağ bacağı ise 107 kilo ağırlığına çıkan Mandy Sellars’ın bacağı sürekli büyüyor.

Cambridge Üniversitesi’nden bilim insanları, geçen yıl kan ve doku örneklerinden Mandy’nin DNA’sının haritasını çıkardı.

Analizlere göre Mandy’nin hiç kimsede görülmeyen bir hastalıkla boğuşuyor. Bilim adamı Robert Sample, Mandy’nin tedavisi için bir ilaç geliştirdiklerini açıkladı.

İlaçlar, Mandy’nin “mutasyona uğrayan gen”inin, “tedavi edici bir gen”le yer değiştirmesini amaçlıyor.
Kaynak.7gunsaglik.com

Bu Yaza Özel Taptaze Bir Cilde Kavuşun

Taze ve canlı bir cilde sahip olmayı kim istemez ki? Yazlık cilt bakım önerileri sizlerle..

Hızlı yaşam tarzı ve stres vücutta olumsuz bazı etkiler yarattığı gibi, ciltte ve saçlarda da yıpranmalara neden olabiliyor.

Bu problemler özellikle kadın ve erkeklerde vücutta yağlanma, selülit, ciltte kırışıklık, göz torbaları, saçlarda cansızlık ve dökülme olarak kendini gösteriyor. Yaz aylarına girmeden önce tüm bu sorunlardan mezoterapi uygulaması sayesinde kurtulmak mümkün. Central Hospital’dan Dermatoloji Uzmanı Dr. Hicran Ercan, dış görünümlerinden şikayetçi olan kadın ve erkek hastalar için mezoterapi tedavisini anlatıyor.

Mezoterapi İle Daha sağlıklı ve Canlı Görünüm

Mezoterapi; vitamin, mineral, aminoasit, enzim, bazı farmakolojik ve homeopatik ilaçların karışım haline getirilerek deri ya da yağ dokusunun altına ağrısız enjekte etme yöntemidir. Bu şekilde istenilen bölgeye hızlı şekilde ulaşılarak, verimlilik arttırılır. Mezoterapi bölgesel incelmenin yanı sıra vücutta var olan ve şikayete yol açan hastalıkların, ağrıların, belli yaraların ve yara izlerinin yok edilebilmesi için de uygulanır. Son derece etkili ve güvenli bir uygulamadır.

Mezoterapi uygulama alanları

Mezoterapi uygulaması yüz gençleştirme, göz torbaları, yara izleri (skar), saç dökülmesinde kullanılır.

Mezoterapi uygulamasında acı hissedilmez ve yan etkisi yoktur

Mezoterapi, herhangi bir sağlık sorunu olmayan 16 ile 75 yaş arasındaki her kişiye uygulanabilir. Ancak kalp yetmezliği sorunu olan, diyabet hastası olan, böbrek rahatsızlığı bulunan ve ilaçlara karşı alerjisi olan hastalara kesinlikle uygulanmaz. Kullanılan iğnelerin çapı neredeyse bir saç teli inceliğinde olduğundan, hastalar uygulamada hiç acı hissetmez. Mezoterapinin belirli bir yan etkisi yoktur ancak uygulamanın uzman bir hekim tarafından yapılması gerekir.

Tedavi sonrası iki seans arasındaki süre 7 gün olmalı

Mezoterapi tedavisi sonrası iki seans arasındaki süre 7 günden az olmamalıdır. Mezoterapide yan etki görülüyorsa bu durum seans aralığının ya da ilacın dozajına dikkat edilmemesi sonucu oluşur.

Mezoterapi iş yaşamını etkilemez

Mezoterapi uygulamasını çalışan bireyler de yaptırabilir ve bu tedavi iş yaşamlarında bir aksamaya yol açmaz. Tedavi sonrası işlerine rahatlıkla geri dönebilirler. Özellikle ofis çalışanları için uygun bir tedavi yöntemidir. Çok efor sarf edilmeyen, hareketin daha az olduğu meslek gruplarında çalışanlar için bir sorun teşkil etmez. İşi gereği uzun saatler ayakta durmak zorunda olan, bedeni çok yorulan kişilerde mezoterapi uygulaması sonrası tedavi süreci uzayabilir.

Erkekler saç mezoterapisini tercih ediyor

Erkek hastalar ise en çok saç mezoterapisi uygulamasını tercih ediyor. Ailede kellik sorunu varsa, saç ekimi yaptırılmışsa, kaş, favori, bıyık ve sakal bölgelerinde dökülme görülüyorsa saç mezoterapisi yöntemine başvuruluyor. Bu sorunların yanı sıra sadece tepe bölgesi, kulak üstleri veya şakaklarının açıldığını fark eden erkek hastalar da saç mezoterapisi yaptırabiliyor.

Kadınlar ayrıca, göz altı torbalarından, cansız ve çok dökülen saçlarından şikayetçi olarak da mezoterapi uygulaması yaptırıyor.

Erkeklerde görülen androgenetik alopesinin yani erkek tipi kelliğin başlıca tedavi şekli saç mezoterapisidir. Ayrıca saç ekimi ve sonrasında koruyucu ve güçlendirici tedavi olarak uygulanabilir. Kadınlarda görülen saç dökülmelerinin her tipinde ve androgenetik alopesi tipinde uygun tetkikler uzman dermatolog tarafından değerlendirildikten sonra tedavi planlanabilir.

Mezoterapi ile saçlı deri bölgesi canlanı
Mezoterapi uygulanan saçlı deri bölgesi bu sayede daha fazla kanlanarak mevcut olan saç foliküllerini olumlu yönde etkiler. Bu etki ilaçların yardımı ile uzun bir zamana yayılır. İlacın eşit miktarda dağıtılması ve doğru bölgelere uygulanması hastanın sonuç alması açısından çok önemlidir ve mutlaka uzman hekim tarafından yapılması gerekir.

Kullanılan ilaçlar saçın yapısında bulunan ancak azalmış olan keratin, vitaminler, mineraller, yüzey genişleticiler ve saç köklerini uyarıcı etkiye sahip birtakım ajanlardır. Hepsi de doğal tedavi ajanları olup, bir araya gelmekle potansiyel olumlu bir etki oluştururlar.

Saç mezoterapisi yöntemleri; Hücum tedavisi ve koruyucu tedavi

Saç mezoterapisi hücum tedavisi ve koruyucu tedavi olmak üzere iki ayrı şekilde

planlanarak yapılır. Hücum tedavisi ilk uygulanan tedavidir. Daha sık aralıklarla ve kısa sürede yapılır. Saç dökülmesinin aktif olduğu ilk dönemlerde tercih edilir. Hücum tedavisinde uygulanan protokol ilk 4 seansı haftada bir, sonraki 4 seansı 2 haftada bir, son 2 seansı ise ayda bir olmak üzere toplam 10 seanstır. Tedavi aralıkları uzman hekim kararı ve hastanın durumuna göre değişebilir. Daha sonra mevsim geçişlerinde birer seans olmak üzere koruyucu tedavi düzenlenebilir. Her bir tedavi seans uygulama süresi 10 ila 15 dakika kadar sürer ve hasta günlük hayatına dönebilir.

Cilt kalitenizi mezoliftingle arttırın

Cildin kalitesini arttırmak isteyen kadın ve erkek hastalar için ise yüz mezoterapisi yani mezolifting uygulaması yapılıyor. Özellikle yaşlanma belirtisi gösteren ciltlerde kullanılıyor. Orta yaş ve üzeri bayan veya erkeklerde, ciltte bir takım lekelerin olduğu durumlarda, Alkol, sigara ve çevresel faktörlerden etkilenerek hasar görmüş ciltlerde, cilt altına özel preparatların enjekte edilme işlemiyle yapılıyor. Güneşin zararlı etkilerine maruz kalmış, yıpranmış ve bakımsız ciltlerde de sıklıkla kullanılıyor. Bu preparatlar cildin yapıtaşları olan hyalüronik asit, kollajen, vitaminler, aminoasitler, mineraller gibi maddeleri içerir. Çok ağrılı bir işlem değildir ancak hastaya hafif bir lokal anestezik sürerek 15 dakika bekledikten sonra uygulama yapılabilir.

Ciltte yıpranma etkileri başlamadan yaptırılmalı

Mezoliftingin yapıldığı ilk seanstan itibaren kişi cildinde bir parlaklık ve parıltı hisseder. İlerleyen seanslarda bu his giderek artar. Ciltte bir dolgunluk hissi, yeniden yapılanma hissi, artan seanslarda kendini gösterir. Ayrıca, ciltte yıpranma etkileri henüz başlamadan mezolifting uygulamasına başlanabilir. Ciltteki kırışıklık ve çizgiler henüz oluşmadan düzenli mezolift uygulaması ile cildin olduğundan daha genç, canlı ve sağlıklı görünmesi sağlanabilir.

15 günde bir olmak üzere 4 ile 6 seans arasında uygulanabilir. Sadece bakım ve cilt kalitesini arttırılmak adına yapılıyorsa, ayda bir kez olmak üzere 3 veya 4 seans yapılabilir.
Kaynak.7gunsaglik.com

Sonbahar ve Kışta Sedef Hastalığı

Sedef hastalığı neden en çok sonbahar ve kış aylarında ortaya çıkıyor işte cevapları.

Kuru hava solumak ve güneş ışığı almamak kışın sedefin kötüleşmesine neden olur. Güneşten yararlandığımız ilkbahar ve yaz aylarında ise durum iyileşmeye başlar. Ultraviyola güneş ışığı sedef hücrelerinin büyümesini önlüyor. Sedef böylece daha az parlar ve plaklar yneik düşmeye başlar. Isı, nem ve güneş eksikliği sedefe zararlıdır.

Nemlendirici kullanarak durumu yumuşatmak mümkündür. Işıklı ortamlarda nemlendirici kullanarak yaşamak, ofisi ve evi buna göre düzenlemek gerekir. Solaryum ve fazla güneşlenmeden bahsedilmiyor tabii. Fototerapi tedavi yöntemi kullanılabilir. Cilt hastalıkları uzmanı size en uygun tedaviyi önerecektir.

Belirtileri hafifleten tropikal krem ve ilaçlar da verilebilir. Fototerapi kısmen cilt kanseri yan etkisine sahiptir. Alkol ve sigaradan uzak durulmalıdır. Bakteri ve virüslerle savaşıyorsanız sedef riskiniz artar. Kırmızı damlacık şeklindeki lezyonlar sırt, karın ve bacaklarda sıkça gelişir. Dengeli beslenme, düzenli aktivite ve stresi azaltmak işe yarayacaktır. Grip aşısı da olmak önemlidir. .Kaynak.7gunsaglik.com.tr,

Bebeklerde Ayak Ortopedisi ve Ayak Sağlığı

Bebek ayakkabısı nasıl olmalı neye göre seçilmeli? Bir bebek ne zamandan itibaren ayakkabı giymeye başlayabilir? Prof. Dr. Ahmet Kalaycıoğlu anlatıyor..

Bebeklere 12 aylık  olana kadar ayağın yapısını bozmayacak çorap tarzı ya da yumuşak deriden yapılmış  ayakkabıların giydirilmesi gerektiği, aksi takdirde kan dolaşımını etkileyebilecek sorunlar ortaya çıkabileceği bildirildi.

Karadeniz Teknik Üniversitesi (KTÜ) Tıp Fakültesi Temel Tıp Bölümü  Anatomi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ahmet Kalaycıoğlu, ayak sağlığının çok önemli olduğunu, bu nedenle de ayak  sağlığına bebeklik döneminden itibaren dikkat edilmesi gerektiğini söyledi.

Bebeklerin doğduklarında denge sistemi gelişmediği için yürüyemediğini,  ayak kasları ve kemik yapısının vücudu taşıyacak durumda olmaması dolayısıyla  önce sürünmeye başladığını belirten Kalaycıoğlu, ”Kaslar ve kemikler, hareket  sistemiyle ilgili yapılar geliştikçe denge sağlanıyor ve yürüme başlıyor. İlk 1  yıl içinde bebeklerin yürümeye başlaması gerekiyor. Ancak her bebeğin gelişimi  farklı olduğu için yürüme süresinde de değişiklik olabiliyor” dedi.

Kalaycıoğlu, ayak tabanı rahatlığının bütün vücudu etkilediğini ifade  ederek, ”Bunu düşünerek çocukluk döneminden itibaren ayak sağlığına dikkat  etmek, özellikle ayağın şekline uygun ayakkabılar kullanmak gerekir. Bazen işin  süsüne kaçarak, göze hoş görünen tarzda ayakkabılar tercih ediliyor. Bu tür  ayakkabılar ayak sağlığına çok uygun olmayabiliyor” diye konuştu.

Bebeklere ayağın yapısını bozmayacak çorap tarzı ya da yumuşak deriden  yapılmış ayakkabıların giydirilmesi gerektiğine dikkati çeken Kalaycıoğlu, şöyle  devam etti: ”Tercih edilen ürün mutlaka ayağın şekline uygun olmalı. Yaş ilerledikçe  de yine ayağın şekline göre, bebeklik dönemi ile karşılaştırıldığında daha sert  yapısı olan deri ayakkabılar tercih edilebilir. Ayakkabının çocuğun ayağına tam  olup olmadığını anlayabilmek için yumuşak olması gerekir. Bakarak sert bir  ayakkabının çocuğun ayağına büyük mü küçük mü geldiğini anlayamayız, elimizle de  hissedemeyiz. İdeal olanı ayakkabının ayağa tam olanını tercih etmektir.”
       
”Ayakkabı ne büyük ne de küçük olmalı”
Prof. Dr. Kalaycıoğlu, ayakkabının küçük olmasının da büyük olmasının da  sorun oluşturabileceğini ifade ederek, şunları kaydetti: ”Ayakkabının küçük olması çocuğun ayağını sıkıştırır ve bu da dolaşım  problemi oluşturabilir. Bu durum ayaktaki kan dolaşımını etkileyebilir,  morarmasına neden olabilir. Ayakkabı alırken ayakkabının ayağa tam olmasını,  hatta biraz geniş olmasını tavsiye ediyoruz. Küçük ayakkabı kesinlikle tavsiye  etmiyoruz. Çin’de eski çağlarda kız çocuklarının ayakları büyümesin diye demir  ayakkabı giydirilirmiş ki o zaman küçük ayak bir zarafet göstergesiymiş.  Günümüzde böyle bir şey hiçbir mantığa uygun değil. Bu, çocuğun vücudunun  gelişimiyle ilgili de birtakım etkiler oluşturabilir.

Ayakkabının büyük olması ise çocuğun yürümesini bozabilir. Çocuk, ayağına  büyük ayakkabıyla yürümeye çalıştığında, ayakkabıyı korumaya ya da kaldırmaya  çalışacaktır ki bu sefer de başka problemler ortaya çıkabilir. Ayakkabı yumuşak,  hafif ve çocuğun ayağına uygun olmalı. Ayakkabıda doğal malzemeler deri ya da bez  tercih edilmeli. Suni deri gibi teknoloji ürünlerini çok fazla kullanmamak  gerekiyor. Çünkü bunlar da ayak sağlığını etkileyebilir. Ayak tabanına uygun bir  taban olmalı. Eğer çocuğun ayağında problem hissediliyorsa o zaman özellikle  pediatri çağıyla ilgilenen ortopedistle görüşülebilir.”
Kaynak.7gunsaglik.com

Şizofreni Hastalığı Ve Nedeni Nedir?

Şizofreni, beyinde oluşan bir hasar sonucu bireyin gerçek dünyadan bağlantısını koparması olarak ifade edilmektedir.

Birey adeta kendi iç dünyasını oluşturmuştur ve bu iç dünyasını gerçek dünyadan ayıramaz. Her 100 kişiden birinde şizofrenik vakalara rastlanmaktadır. Genellikle 15 ila 25 yaşları arasında 2 bireylerde göstermektedir.
Nedenleri
-Birçok hastalığın temelinde olduğu gibi şizofreni oluşumunda da rol oynayan en temel faktör kalıtımdır anne baba ya da ailedeki diğer bireylerde şizofreni olması riski artırmaktadır.
-Hastalığın oluşmasında rol oynayan bir diğer önemli neden de çevresel faktörlerdir. Bireyin kötü bir geçmişe sahip olması, aile yapısının kötü bir temele dayanması şizofreniyi tetiklemektedir.
-stres dolu bir yaşam, bunalım gibi psikolojik yapıyı etkileyen faktörler de şizofreni nedenleri arasında gösterilmektedir.
-Şizofreninin başka bir nedeni de beyin yapısındaki bozukluklardır. Yapılan araştırmalara göre şizofrenik bireylerin beyin yapısı incelendiğinde normal bireylere göre birtakım farklılıklar gözlenmektedir.
Belirtileri:
-Hayata ve insanlara karşı ilgi duyama, umutsuzluk ve bıkkınlık hali
-Her şeye çok büyük tepkiler gösterme, alınganlık yapma ve öfkelenme
-Bireysel bakımına özen göstermeyi terk etme dağınık 1 hale bürünme
-Aile ve arkadaş gibi yakın çevresinden uzaklaşma eğilimi
-Alkol ve sigara gibi kötü alışkanlıklar edinme
– Uyku düzenin bozulması
Tedavisi:
Psikoterapi uygulamaları ve ilaç tedavisi ile iyileştirme yoluna gidilmektedir. Ancak hastalığı tam anlamıyla ortadan kaldırmak gibi bir durumdan bahsedilemez. Bu nedenle tedavideki en temel amaç şizofrenik bireylerde görülen belirtileri ortadan kaldırmak, hiç değilse minimum düzeye indirerek topluma uyumlu bir birey haline gelmesini sağlamaktır.
Kaynak.7gunsaglik.com

Brokolideki Kimyasal Otizm Tedavisinde

Otizm sosyal duygusal iletişim becerileri bozukluklarının yanı sıra tekrarlayan rutin davranışlar ile ilgili sorunlarla karakterize olan gelişimsel bir özürdür.

Hastalık genelde 3 yaşından önce oluşur. Bu hastalık erkekler arasında kızlara oranla 5 kat daha fazla görülebilir. ABD’de son yıllarda bu hastalık %300 kadar artmıştır.

Tedavisinde ilaçlar verilirken araştırmacılar son olarak bir fikir ortaya atmıştır. Sülforafan maddesi tedavide etken olabilir mi? Bu kimyasal, brokoli, brokoli filizi, lahana, karnabahar ve Brüksel lahanası da dahil olmak üzere sebzelerde bulunan bir maddedir. Bu kimyasal maddenin en bilinen özelliği kanserle savaşmasıdır.

Oksidatif stres, cilt kanseri, bazı kanser türleri gibi sorunlarda bu sebzelerdeki Sülforafan kimyasalı etkili olabilir. Otizmli çocuklarda görülen yüksek ateşe karşı da iyi gelebilir. Belli bir süre bu sebzelerle beslenen çocuklarda haftalar sonraki takiplerde davranışsal gelişimler görülebilmektedir.
Kaynak.7gunsaglik.com

Zeytinyağı ve Fındığın Kalp Riskine Etkileri

Akdeniz diyetinde yer alan fındık ve zeytinyağı çok sağlıklı besinler olsa da bazı durumlarda kalbe dokunabilir.

5 yıl süren bir araştırmadan kalp riskleri araştırılmıştır. Kalp hastalığı ve diyabet gelişim riskini bu besinler artırabiliyor. Bitkisel beslenme ve özellikle fındık zeytin yağları sendromlara yol açabiliyor ayrıca fazla tüketimleri de zararlı. Metabolik sendrom yetişkinlerin üçte birinde var.

Kan şekeri kolesterol ve kilo dengeleri şaşıyor kalp yoruluyor ve sağlıklı denilen bu beslenme tarzı kişileri hasta edebiliyor. Balık sebze baklagillerde protein ve iyi yağlar var çok sağlıklı besinler ancak aşırıya kaçmadan tüketmek öneriliyor. Fiziksel aktivite kilo kaybı enerji dengeleri insülin direnci iltihap kapma kalp hastalıkları tıkanıklığı gibi konularla beslenme konusu paraleldir. Dengeli beslenme önerilir.
Kaynak.7gunsaglik.com
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...